"Evcimen olmak sana çok yakışıyor."
Dudakları seğirdi. "Belki de Iris'in planı buydu."
Duyduğum isim karşısında sırtım kaskatı kesildi. Iris de kim?
Daha önce bu isimden bahsettiğini hiç duymamıştım ama yalnızca ismi anıldığında bile gözlerinin parlamasına bakılırsa onu fazlasıyla önemsediği belliydi.
Bulaşık telini alıp tavada kalan yumurtaları temizlemeye başladım. Cal yanımda durmuş az önce yıkadığım tencereyi kuruluyordu. Sessizlikte bulaşık telinin metale sürtünme sesi kulaklarımı tırmaladı.
Beni dirseğiyle dürterek, "Ne oldu?" diye sordu.
''Yok bir şey."
"Iris de kızgın olduğunda aynı şeyi söyler." Sesi daha keyifli geliyordu, başımı kaldırıp yüzüne baktığımda gözlerinin parladığını gördüm.
Ne pislik ama.
O kadar sert ovuyordum ki telin bir parçası kopup havaya fırladı.
"Bir sorun olmadığından emin misin?" diyerek şaka yollu sordu.
"Evet."
"Sen öyle diyorsan. Arkadaşlığımızda şimdiden sorun çıksın istemem."
"Al bakalım." Tavayı durulayıp sussun diye eline verdim.
Kulağıma fısıldamak için eğilerek, "Yengemi kıskanman çok hoş ama buna gerçekten gerek yok," dedi.
Şaşkınlıkla ona bakakaldım. "Yengen mi?"
"Iris Elizabeth Kane. Bir başka deyişle Declan'ın eşi."
Cal: Çocuk konusunu kimden duydun?
Rowan: Declan bu sabah beni arayıp prezervatif ve güvenli seks hakkında nutuk çektikten sonra müjdeli haberi yumurtladı.
Dick-lan: Sana nutuk falan çekmedim.
Iris: Bana biraz öyle gibi geldi.
Rowan: Katılıyorum. Rowan konuşmadan o kadar etkilendi ki telaşla 1000'li prezervatif paketlerinden almak için Costco'ya koştu.
-Zahra
Cal: Bin mi? Kutuyu bitirdiğinde ölmüş olacaksın.
Rowan orta parmak emojisi gönderdi.
Declan hattın diğer ucunda homurdandı.
"Kahretsin, Iris. Bunca zamandır bizi mi dinliyordu?"
Declan karısının yerine, "Sabahın ikisinde aradığın için fazla seçeneğim yoktu," diye cevapladı.
"Manevi desteğe ihtiyacım vardı."
"Ya da haberlere bakılırsa bir tebriğe."
"Az önce baba olma ihtimalimle ilgili espri mi yaptın sen?" Sesim korkmuş gibi çıkıyordu.
"Ya espri yapacağım ya da korunmasız seks yaptığın için sana bağırmak zorunda kalacağım."
"Iris?"
Bu sefer arkamı dönüp cama sırtımı yasladım. "Evet?"
"Beni bir daha terk etmeye kalkarsan seni buna pişman ederim." Sesindeki o hafif hırıltı, alt kısımlarında korkunç şeyler olmasına neden oldu.
"Bu bir tehdit mi?"
"Söz." Yüzü ifadesizdi ama gözleri üstümüzdeki yıldızlarla yarışıyordu.
Gözlerimi kırpıştırdım. Bir şekilde kendimi toparlayarak başımla onaylayıp verandadan ayrıldım.
Declan'ın sözleri beni odama kadar takip etti ama duş alıp yatağıma girene kadar söylediği şey de bana neyin tuhaf geldiğini anlayamadım.
Beni bir daha terk etmeye kalkarsan seni buna pişman ederim.
İşten ayrılırsan değil, beni terk edersen. İstifa etmek istedim diye böyle demesi çok garipti ama bence Declan o iki cümleyi aynı anlamda görüyordu. İstifamı, kendisine karşı yapılan bir hakaret olarak algılıyordu. Hatta bir tür ihanet olarak görecek kadar ileri gidebilirdi.
Onun kimseye ihtiyacı yok. Cal'in sesi kafamda tekrar tekrar yankılandı.
Belki de benden başka kimseye ihtiyacı yoktu.