Ufacık zerrecikler, cam parçacıkları ve tozdan ibarettik. Sahil boyunca uzanan, birbirinden farksız kum tanecikleri kadar çoktuk. Doğuyor, yaşıyor ve ölüyorduk. Bu döngü sürüp gidiyordu. Bir sürü hayat yaşanıyordu ve öldüğümüzde yitip gidiyorduk. Birkaç nesil geçip gidiyordu. Ve hiç kimse doğduğumuzu bile anımsamıyordu. Hiç kimse göz rengimizi ya da içimizi kasıp kavuran tutkularımızı hatırlamıyordu. Er ya da geç hepimiz çimler arasında bir taş, yosun kaplı bir mezar taşı oluyorduk... Hatta bazen o bile olamıyorduk.
Amy Harmon'la "Sadece Rüzgâr Bilir" sayesinde tanıştım ve bu kitap, beni öyle derinden etkiledi ki, kapağını kapattığımda kendimi İrlanda'nın sisli tepelerinden, Dromahair'den, Garvagh Glebe malikanesinden koparamadım. Harmon'ın betimlemeleri o kadar canlı ve şiirseldi ki, her sayfada yeşilin binbir tonunu hissedip, rüzgârın uğultusunu duyar gibi oldum. Her bölümün başına ve hikayenin içine William Butler Yeats dizeleri serpiştirmesi sayesinde İrlanda'nın bağımsızlık mücadelesindeki ruhunu bizzat soluduğumu hissettim.
Anne ve Thomas'ın aşkı ise zamanın ötesine geçen, okurun kalbine dokunan türden. Aralarındaki bağ, sadece tutkulu bir romantizmle sınırlı kalmıyor; tarihin acımasız dalgalarına karşı direnen bir umuda dönüşüyor. Özellikle zaman yolculuğu teması, kurguyla tarihi gerçekleri öyle ustalıkla harmanlıyor ki, "yaşanmış olabilir" hissine kapılmamak imkânsız.
Kitabın en çarpıcı yanlarından biri de İrlanda Bağımsızlık Savaşı'nın kurguya yedirilmesi. Michael Collins gibi gerçek tarihi figürlerin hikâyeye dahil edilmesi, olay örgüsüne bir derinlik katmış. Tarihle kurmaca arasında bir denge işlenmiş.
Olivia Hawker'ın dediği gibi: "Outlander hayranları bu kitabı asla kaçırmamalı." Kesinlikle katılıyorum! Eğer siz de zamanın ötesine uzanan aşk hikâyelerinden, tarihin tozlu sayfalarında kaybolmaktan ve unutulmaz karakterlerden hoşlanıyorsanız, "Sadece Rüzgâr Bilir" tam size göre. Amy Harmon bu kitapla okurlara sadece bir hikâye değil, soluk kesici bir deneyim vaat ediyor. Sadece Rüzgâr BilirAmy Harmon