1000Kitap Logosu
Amy Harmon

Amy Harmon

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.5
1.083 Kişi
2.192
Okunma
86
Beğeni
5,1bin
Gösterim
Unvan
Amerikalı Gazeteci, Yazar
Doğum
New York, ABD, 17 Eylül 1968
Yaşamı
Amy Harmon, yazmanın yapmak istediği bir şey olduğunu erken yaşta fark etti ve büyürken zamanını şarkı sözü yazmakla hikaye yazmak arasında paylaştırdı. Buğday tarlalarının arasında, televizyonsuz büyümek ve eğlenmek için tek sahip olduğu şeylerin kitapları ve kardeşleri olması neyin bir hikaye olduğu konusunda güçlü bir duygu geliştirdi onda. Amy Harmon, muhteşem bir konuşmacı, bir ilkokul öğretmeni, bir ortaokul öğretmeni, evde eğitim veren bir anne ve Glayds Knight'ın yönettiği Grammy Ödüllü Saints Unified Voices Choir'ın bir üyesidir.  Dört çocuğu ve güreşçi bir eşi vardır.
424 syf.
·
3 günde
·
10/10 puan
#kitapyorumu 5/5 ️️️️️ 10/10 ️️️️️ Sana baktım ve ilk günden itibaren seni tanıyordum. Sadakatini, dostluğunu, iyiliğini ve fedakârlığını. Hepsini gördüm ve deli gibi âşık oldum. Bu duygu artmaya devam ediyor. Aşkım o kadar büyük, o kadar yoğun ve fazla ki nefes alamıyorum. 2021 yılımın favorilerine hakkıyla yerleşen Sadece Rüzgâr Bilir yorumuyla karşınızdayım. Kitap öyle naif ve öyle güzel kurgulanmış ki dün size bunu en iyi şekilde nasıl anlatabilirim diye düşündüm. Yorumlarıma değer verdiğinizi biliyorum ben de size çok değer veriyorum o yüzden çok dikkat etmeye çalışıyorum. Kitap kadın karakterimiz Anne’in gözünden başlıyor. Anne’in büyükbabası Eoin kansere yakalandığı için son günlerini yaşıyor. Tüm ailesini o küçükken kaybeden ve hayatında sadece Eoin olan Anne için bununla başa çıkmak çok zor. Bir akşam Anne’i çağırıp ona kilitli bir kutu açtıran Eoin, ona geçmişle alakalı bazı gizemli şeyler söylüyor. Anne’den öldükten sonra küllerini İrlanda’nın Lough Gill gölüne savurmasını özellikle istiyor. Senelerce asla İrlanda’ya Anne çok istese bile götürmediği için bu istek Anne’e garip gelse bile o gece Eoin vefat edince son isteğini yerine getirmek ve küllerini savurmak için o göle gidiyor. En önemli kısım burası diyebilirim. Gölde bir anda her yer sis oluyor ve kadın karakterimiz Anne 2001 yılından 1921 yılına istemeden geçiş yapıyor. Kendisine tıpatıp benzeyen ve isimleri bile aynı olan büyük büyükannesi Anne Gallagher sanılıyor. Hikaye böylece başlıyor. Anne’in erkek karakterimiz Thomas’la olan o mükemmel aşkı bu seneme damga vurdu diyebilirim. Bir insan birini böyle güzel sevebilir mi? Olayın kurgusu, yazarın tüm olayları birbirine mükemmel bir şekilde bağlaması ve kitabın su gibi akıp gitmesi... Kitap her şeyiyle mükemmeldi. Kusur bulamıyorum. Zaten bulmakta istemiyorum. Beğenmediğim tek bir kısmı bile olmadı. Kendine özgü harika bir kitaptı. Herkesin hayatında bir kere bile olsa okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Dram ve romantik seven herkese öneririm. +18 öğe yoktu o yüzden gönül rahatlığı ile okuyabilirsiniz. Çılgın önerimdir. Sizi seviyorum. Bir sonraki yorumlarımda görüşmek üzere.
Sadece Rüzgar Bilir
9.2/10
· 276 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
104
336 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
Modern Bir Güzel ve Çirkin Uyarlaması...
Herkese Merhabalar, Dün bitirmiş olduğum sımsıcak bir romantik bir roman yorumu ile geldim. Yazar’ın daha önce ‘’Sadece Rüzgar Bilir’’ ve ‘’Sonsuz+Bir’’ kitaplarını okumuş ve çok sevmiştim. Bu kitapta favorilerim arasına girmiş bulunuyor. Amy Harmon artık ne yazsa okurum dediğim yazarlar arasına girmiş bulunuyor. :) Kitapta, saf ve temiz bir aşk, arkadaşlık ilişkileri, sımsıcak bir atmosfer, yer yer göz yaşı ve dram, zaman zaman da sevinç ve gözyaşlarını bulmak mümkün. Okurken nasıl sayfaların aktığını anlayamadım. Yazarımız çok akıcı bir şekilde yazıyor. Okumadığım tek bir kitabı kaldı onu da Aralık ayında okuyacağım. Bu kitaplar pek tabi edebi değerler taşımıyor ama arada zaman geçirmelik ve arkadaşlık, dostluk ve gerçek aşk’ın anlatıldığı bu tatlı romanlarında keyifli zaman geçirip, hayal kurmak için gerekli olduğunu düşünüyorum… Kitabın Konusu: Ana karakterimiz olan Fern, sıska, diş telleri olan, kızıl saçlı ve çilleri olan ve bu özellikleri nedeniyle genel geçer güzellik algısından uzak olan çirkin ördek yavrusu gibi bir kız olarak tasvir ediliyor. Bu nedenle çocukluğundan bu yana kendisine güveni hiç yok. Tek arkadaşı ise kuzeni olan Bailey. Aynı zamanda doğup kardeş gibi büyümüşler ve Bailey 11 yaşında bir kas hastalığına yakalanıp artık yürüme yetisi ve bir çok haraket kabiliyetini kaybedip, tekerlekli sandalyeye mahkum olduğunda Fern kendi çocuğu gibi onunla ilgileniyor ve her birlikte dolaşıp tüm sırlarını birbirlerini anlatıyorlar. Kitabın aşk noktasına gelecek olursak, kasabanın yakışıklı, güçlü kuvvetli, geniş omuzlu, atletik, yüzünün heykel gibi kusursuz ve yakışıklı olması, uzun sarı saçları vb. özellikleriyle bir yunan tanrısı gibi resmedilen güreşçisi Ambrose hikayemizin ana erkek karakteri olarak ortaya çıkıyor. Fern, çocukluğundan bu yana tanışıyor ve arkadaş olsalar da, hiçbir zaman istediği anlamda Ambrose’nin dikkatini pek tabi çekemiyor. Ona duyduğu imkansız aşk ile Fern gerçek hayatta yaşayamadığı aşkı, sadece kuzeni Bailey’in bildiği şekilde, gizlice aşk romanları yazıyor ve kendini o şekilde avutuyor. Ta ki , arkadaş grubunda yer alan Rita’nın (Bailey’de, çocukluğundan beri Rita’ya aşık ama malum hastalık yüzünden platonik olarak takılıyor.) Ambrose ile aşk yaşamasına kadar. Rita, Ambrose kendine not bıraktığında kendi yazım yeteneği olmadığı için, Fern’den bu konu da yardım istiyor. Fern başta arkadaşına yardım ettiğini düşünürken bir süre sonra mektuplaşmalar çok ilerliyor ve kendi duygularını katıyor. Ambrose bir gün bu durumu öğreniyor ve ikili arasında bir kırılma anı yaşanıyor. (Ambrose, her ne kadar güzel bulmasa da bir aklı karışıyor.) Ambrose, daha çocukken annesi onu ve üvey babasını terkedip gidince, baba ile oğul yalnız kalıyor ve pastaneyi birlikte işletiyorlar. Ambrose, kasabanın gurusu ve geleceği olarak resmedilse de bir gün yaşanan 12 Eylül saldırısından sonra bir karar alıyor ve 4 arkadaşı ile birlikte hani zorunda olmamalarına rağmen isteğe bağlı olarak orduya yazılıp Irak’a asker olarak gidiyorlar. Gitmeden bir gece önce verilen bir partide Ambrose, Fern ile yaptığı görüşmede göz göze geldikleri bir an kızcağızın gözünde ki saf aşlı görüyor ve onu öpüyor. Tabi burada gerisi yok ayrılıyorlar… Irak’ta yaşanan malum bir olay sonrası, Ambrose’in 4 arkadaşı patlama sonucu şehit düşüyor. Ambrose kurtuluyor ama yüzünün bir kısmında deforme oluyor ve her ne kadar fiziken aynı olsa da yüzünün bir tarafının güzelliği gidince her şey değişiyor. 18 ay sonra, içine kapanık olarak kasabasına döndüğünde ise kendini herkesten soyutluyor. Bir tek Fern ondan vazgeçmiyor. Ambrose, Fern’i gördüğünde şaşırıyor çünkü, Fern’in artık gözlükleri yok, diş telleri çıkmış, sıska değil gelişmiş ve çok güzel bir kız olduğunu görüyor. Hikaye artık tersyüz olmuştur ve modern bir çirkin ve güzel masalının uyarlamasını görüyor oluyoruz… :) Fern aşkıyla, Ambrose’yi o kadar güzel hayata bağlıyor ve ikili arasında ki aşk o kadar güzel tatlı anlatılıyor ki okurken hem gözyaşları hem mutluluk duygularını aynı anda yaşadım. Bailey ise Ambrose’nin koçunun oğlu olduğu için, çocukluğundan beri Ambrose hayran ve o da yaptığı söylemler ve dostlukla bu hayata döndürme çabasının önemli bir parçası oluyor. Bu arada yazar sürekli geçmişe dönüp, her karakterimizle ilgili okuduğumuz bir sahneyi, detaylı olarak anlatmış durumda. Yani kitap bitince acaba bu nasıl oldu diye düşünmüyorsunuz bir sonra ki bölümde geri dönüş sahnesi ile o durumu detaylı okuyorsunuz. Ambrose için şöyle bir parantez açayım, çirkin oldu da Fern’i sevdi durumu yok, daha yakışıklıyken ve orduya katılmadan önce aslında hoşlanmaya başlamıştı ancak başka nedenlerle kabul etmiyordu. :) Son sözü ise Bailey karakteri için söylemek istiyorum. Kendisi kitapta yer alan en orijinal ve favori karakterimdi. Kas hastalığı sonrası bir çok becerisini kaybedip bağımlı olarak, tekerlekli sandalyede yaşamasına rağmen, hayat enerjisi, kendisi ile dalga geçmesi ve bir çok yerde yaptığı hayata dair çıkarımlarla beni kendisine bağladı. Kitabı okuyanlar bilir bir sahne vardı ki orada benim gözyaşlarım istemsizce aktı çünkü hiçbir böyle bir olay beklemiyordum… Kitaba puanım 10 :)
Tersyüz
8.7/10
· 1.372 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
39
424 syf.
·
8/10 puan
Sıcacık bir İrlanda hikayesi... Uzun zamandır okumak istediğim Sadece Rüzgar Bilir yorumu ile karşınızdayım bugün. Aşk, tarih ve gizem bir arada. Öyle güzel bir macera bekliyor ki okurları. Kitabın konusundan kısaca bahsetmek gerekirse: Olaylar ana karakterimiz Anne'in gözünden anlatılıyor. Büyükbabası Eoin'i kanser sebebiyle kaybeden Anne, ölmeden önce vasiyet edildiği üzere küllerini Lough Gill gölüne dökmek için Irlanda'ya gider. Göle açılmak için bir sandal kiralayıp kıyıdan uzaklaştığında külleri döker ve o anda bir sis bastırır. Bu sis Anne'i yalnızca şaşırtmakla kalmayacak aynı zamanda ona aile tarihinin kapılarını da açacaktır. Spoiler olmaması adına daha fazla detay vermeyeceğim. Genel olarak başarılı olay örgüsü, İrlanda İngiltere arasındaki savaşı başarılı anlatışı, samimi üslubu ve kişi-mekan tasvirleriyle sevdiğim bir kitap oldu. Gönül rahatlığıyla bu tür kitapları seven herkese tavsiye ederim. Fakat ufak bir sitemim olacak blogger arkadaşlara. Bu kitap 10 üzerinden 11 verilecek kusursuz bir kitap değil. Yorumlarınızda bu sekilde belirttiğiniz için bir okur olarak beklentim çok yükseldi ve zaman zaman hayal kırıklığına uğradım. Bu kitap 8.5/10 luk bir kitap çünkü yer yer akıcılık sorunlari vardı kitapta. O yüzden her zaman şunu söylüyorum: "Yersiz övgü en az haksız eleştiri kadar kötüdür." İşte bu kitaptan sizler için sectigim birkaç alıntı : "Rüzgar ve dalgalar şimdiye kadar yaşamış herkesi hatırlar. Rüzgar da dalgalar da zamanın başlangıcından beri var. Kayalar ve yıldızlar da. Ama kayalar konuşamaz, yıldızlar ise bildiklerini bize anlatamayacak kadar uzakta." "Rüzgar ve su yeryüzünün bütün sırlarını bilir. Söylenen her şeyi duyar, yapılan her şeyi görürler. Ve eğer dinlersen sana tüm hikayeleri anlatır, tüm şarkıları söylerler. Şimdiye dek yaşamış herkesin hikayesini. Milyonlarca yaşam. Milyonlarca hikaye. "
Sadece Rüzgar Bilir
9.2/10
· 276 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
18