Amy Harmon

Amy Harmon

8.6/10
232 Kişi
·
430
Okunma
·
27
Beğeni
·
2.075
Gösterim
Adı:
Amy Harmon
Unvan:
Amerikalı Gazeteci, Yazar
Doğum:
New York, ABD, 17 Eylül 1968
Amy Harmon, yazmanın yapmak istediği bir şey olduğunu erken yaşta fark etti ve büyürken zamanını şarkı sözü yazmakla hikaye yazmak arasında paylaştırdı. Buğday tarlalarının arasında, televizyonsuz büyümek ve eğlenmek için tek sahip olduğu şeylerin kitapları ve kardeşleri olması neyin bir hikaye olduğu konusunda güçlü bir duygu geliştirdi onda. Amy Harmon, muhteşem bir konuşmacı, bir ilkokul öğretmeni, bir ortaokul öğretmeni, evde eğitim veren bir anne ve Glayds Knight'ın yönettiği Grammy Ödüllü Saints Unified Voices Choir'ın bir üyesidir. 

Dört çocuğu ve güreşçi bir eşi vardır.
''Asla sevilmek istediğin biçimde sevilmeyeceğin gerçeğini kabullenmek zor.''
Şüphe duy yıldızların ateşten olduğundan,
Şüphe duy güneşin gökte salındığından,
Doğrudan şüphe duy, ola ki yalan,
Ama asla şüphe duyma aşkımdan.
...Ama bilinmeze doğru bir adım atmayı ister seçsinler ister seçmesinler, bilinmez her halükarda gerçekleşecek, derin uçurum hepsini yutacak ve tanıdıkları yaşam son bulacaktı. Ve hepsi akıbetlerinin fazlasıyla farkındaydı.
"Herkes birileri için ana karakterdir." diye yorum yaptı. "Önemsiz bir karakter yoktur..."
Tek başımayım,
Ama hala biriyim.
Her şeyi yapamam,
Ama hala bir şeyler yapabilirim,
Ve her şeyi yapamadığım için,
Geri çevirmeyeceğim yapabildiğim şeyleri.
Amy Harmon
Edward Everett Hale
Ama yanlış bi'şeyler varmış gibi geliyordu, sanki en sevdiğiniz tişörtünüzü ters giymişsiniz gibi...Hala sizin tişörtünüzdü,hala bilindikti ama her şey tersyüz olmuştu.
İlk başta bu kitabın bana hiç uygun olmadığını düşünmüştüm. Hatta ilk 80 sayfadan sonra kitaba ara verdim. Ve başka bir kitabı okuyup bitirdim.

İyiki de yarım bırakmamışım. Bu kitap o kadar duru bir dille yazılmış ki. Anlamakta zorluk çekmiyorsunuz. Konu çok güzel işlenmiş. İlk sayfalarda dişimizi sıkmamız gerekiyor sadece...

Hiçbir şey düşünmeden alın okuyun bence.
Tersyüz öyle iyi yazılmış ki hayran kalacaksınız. Fedakar, temiz kalpli insanlar, dostluk, arkadaşlık, sevgi, aşk, hüzün... Her şey bu kitapta. Benim hayatıma bir anlam daha kattı. Bu kitabı hiç bir zaman kelimelerle tam olarak ifade edemedim. O yüzden hep sadece okuyun dedim. Lütfen sadece okuyun ve görün.
Başlarda bu kitap beni pek sarmaz falan diyerek başladım. Ancak daha sonra elimden bırakamadım. Herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Bu kitap bana insanların sadece dış görünüşüne bakarak yargılamamayı öğretti. Açıkçası bakış açımı değiştiren bir kitap oldu diyebilirim. Fern ile çok fazla ortak noktamız vardı. Sürekli "Bu kız aynı ben yaa.." derken buldum kendimi.
İşin komik yani sanırım bende de biraz ÇKS (çirkin kız sendromu) var.
Önümde sınav odaklı bir sene olduğu için bu süre zarfında kurgu bile olsa bana ucundan kıyısından bazı şeyleri öğretecek, şaşırtacak kitaplar okumaya çalışıyorum; bu nedenle bu tarz romanlar okumaya ara vermiştim. Fakat arkadaşım oku diye getirince kıramadım ve doğrusu pişman da değilim. :))

Lise döneminde gözlüklü, diş teli kulllanan, kimsenin dikkatini çekmeyen Fern Taylor ile güreşçi, olağanüstü yakışıklı, her konuda yetenekli olan Ambrose Young kitabımızın ana kahramanları. Bu konu çok klişe bir aşk romanı gibi geliyor ama öyle değil çünkü kitabı klişelerden kurtaran özel yanları var. En büyüğü ise; Fern'in kuzeni, güreş koçunun oğlu Bailey Sheen. Bailey, kas distrofisi hastası. Tekerlekli sandalyesine, sorunlarına rağmen hayatı hiçbir şekilde bırakmıyor. Hatta Ambrose ve Fern bütün mutluluklarını aslında ona borçlu. Bailey kitaptaki her bir karakter üzerinde etkili oluyor, onlara umut oluyor, biz okuyucuları bile gaza getirebiliyor. Ve kesinlikle başına gelenler bu kitabı sıradan bir aşk romanı olmaktan uzağa taşıyor.
Kahramanımız Ambrose Irak'ta askerlik yaparken tüm arkadaşlarını kaybedip, kendisi bütün yakışıklılığını kaybedince işler tersine dönüyor, bambaşka bir insan oluyor. Ama itiraf etmeliyim ki ben Ambrose'u en baştan itibaren sevdim. Normal şartlarda aşk romanlarında erkek kahramanın abartılı şekilde kusursuz tasvir edilmesi bana çok kasıntı gelirdi ama burada o kadar dozundaydı ki, hiç rahatsız olmadım, daha ilk bölümlerinde karakterlere ısındım.

Kitapta geçmişe gidişler de tam yerinde ve hep duygusaldı. Ve bir de, her bölüme koyulmuş isimler var, bunlar başta sıradan geliyor ama kitabın sonunda onun da bir hikayesi olduğunu öğrenince eminim ki bu sizi tebessüm ettirecek. :)

Unutmadan eklemeliyim; bu kitaptan da bazı yeni bilgiler öğrendim. Demek ki insan öğrenmek isteyince her yerden bir şeyler bulabiliyor, değil mi ? :)))
Bu muhteşem Kitabın tüylerimi diken diken eden ve en çok duygulandığım 221. sayfasında Wilson'ın, Bob Dylan- Make You Feel My Love şarkısını çalması. Çünkü sözleri o kadar muhteşem ki şarkının, bir insanın tüm hislerini bu şarkıyla her gün anlatması. Sanki şarkı onlar için yazılmıştı.
Yazarın Tersyüz adlı kitabının hayranı olduğum için "Bir başka mavi" kitabını görür görmez okuyacaklarimin arasında ilk sıraya çıkardım. Bunu yaptığıma kesinlikle deydiğini düşünüyorum. Duygu yüklü ve anlamlı bir kitaptı benim için. Edebiyat ve bilinmeyen bir tarih, gizem, dram, sırlar, aşk, hayattan ders almak adına dolu doluydu. Kesinlikle Blue çok güçlü bir karakterdir. Hayatına çok üzüldüm. Yaşanan olaylar merak uyandırıcı, beni ağlatan ve ders veren bir sürü olayla doluydu. Wilson zaten hayalimdeki İngiliz erkeğidır artık. Başka yolu yok diyorum :) kitabın sonunu sevmedim. Benim için bitmemiş gibi yarım kalmış gibi. Bu kadar duygu ve hayat yüklü bir kitapta hayatı devam ettirecek bir son beklerdim. Kafamda, peki şimdi ne oldu diye geride kalanlar icin soru işaretleri oluştu. Kendime kitap için bir çok farklı son yazdım. Bunar kesinlikle mutlu son oldu. Fakat hala Melody için bir yol bulamadım. Sanki bir kitap daha çıksa Melody paradoks gibi Blue ile aynı hayatı yaşayacak gibi geliyor bana. Ayrıca Blue nun hayatı artık nasıl olacak. Bunca şeyden sonra... çok soru işareti kaldı çok... Ama okuduğum için çok memnunum. Bana duygusal yönden çok fazla şey kattı. Merak eden herkese tavsiye ediyorum.
Kitabı ilk aldığımda okumaya başladım. İlk birkaç sayfasından sonra konu iyice ortaya çıktı ve sürüklemeye başladı. Kitap o kadar güzel yazılmış ki hissettirdiği duygular ve olaylarda arada durup düşündüm. Gerçekten düşündüren muhteşem bir kitaptı.
Çok anlamlı bir romandı. Fern ve Ambrose kesinlikle çok yakışan çiftlerdi. Aslında Ambrose'u pek sevemedim daha çok adını unuttuğum o fiziksel engelli karakteri en çok sevdim ben, fiziksel engellerine rağmen çok cesurdur ve bu bana ilham verdi. Değişik bir havası vardı kitabın, başlarda klasik bir gençlik romanıydı, yakışıklı okulun popüleri erkek ve çirkin kız falan. Ama o savaş kısmından sonra kitap tamamen farklı bir havaya büründü ve çok daha güzel bir hal aldı. Güzel bir genç yetişkin romanı. Genç yetişkin seviyorsanız kesinlikle okuyun. Kitap güzel bir aşkın yanında güzellik ve çirkinlik algısına da çok güzel bir şekilde değinmiş. Hiçbir zaman unutmayalım; hayatta her zaman ne oldum değil ne olacağım demeliyiz.
(spoiler içerebilir)
Bu kitap beni ne kadar durağanlaştırdı böyle.Kitap için söylenen 'günümüz güzel ve çirkini' kalıbını hiç yakıştıramadım açıkçası, çünkü o kadar basit bulmuyorum(sadece küçük benzerlikler var ama güzel ve çirkinden ayıran büyük farkları da var(bkz: canavar eski yakışıklılığına dönüyor ve bizim canavarımızın başta karakteri de kötü değil).Şunu da söylemeliyim ki kitap başta eğlenceliydi bu kadar çok ağlacağımı tahmin edemedim.Açıkçası kendimi bu denli kaptırmasam da ağlardım çünkü kayıplar derinden yaralıyor beni.Ölen ölüyor(adı üzerinde) ya geriye kalanlar, onların yerine koyarım hep kendimi, bir daha yüzünü görememek, gülüşünü duyamamak,varlığını hissedememek...Öyle acıymış, kedermiş yok bunlar dokunmuyor bana.Okurken ne olacağını biliyorum az çok sayfayı çevirmek gelmiyor içimden, hala yaşıyorlarken bırakayım diyorum ama yarım bırakmayı da yakıştıramıyorum, yazara sitem ediyorum biraz 'neden öldüler ki' diye(kaçılamıyor yine ölümden) sonrası zaten gözyaşları.Bir de şu bölüm başlıkları yok mu yarısında farkettim aslında kime ait oldukalarını, boğazımdaki yumru inmedi 2 gün aşağı
Kitaba gelecek olursak; (evet, biliyorum çok uzattım) Fern(çirkin ama iyi kalpli kızımız) Ambrose'a (atletik yakışıklımız) deliler gibi aşık.Kendini ona hiç layık görmüyor.Ambrose ise Fern'in farkında değil.Tabii hikayemiz bu kadar sığ değil.Ambrose lise arkadaşlarıyla birlikte (kendini sorumlu hissettiği için) askere yazılıyor.Fern'imiz bu sırada serpilip güzelleşirken Ambrose yüzüne aldığı yaralarla tek başına eve dönüyor.Sonra yakınlaşmalar başlıyor.Bir de Fern'in kuzeni Bailey var(onu unutmak mümkün mü).Bailey kas distrofisine sahip ama kendini yıkmıyor bile asıl cesurumuz bence o.(kitabın yıldızı da).Yani yüreğime dokunan bir hikayeydi, okursanız bir şey kaybedeceğinizi düşünmüyorum OKUYUN.
(spoiler içerdi)
Güzelliğin sadece dış görünüş olmadığını anlatan harika bir kitap. Çok samimi , güzel bir konusu var. Hepimize bir çok şey katabilecek bir kitap. Bu kitabı kesinlikle okumalısınız. Fern ve Ambrose'nin hikayesini yüreğinizde hissedeceksiniz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Amy Harmon
Unvan:
Amerikalı Gazeteci, Yazar
Doğum:
New York, ABD, 17 Eylül 1968
Amy Harmon, yazmanın yapmak istediği bir şey olduğunu erken yaşta fark etti ve büyürken zamanını şarkı sözü yazmakla hikaye yazmak arasında paylaştırdı. Buğday tarlalarının arasında, televizyonsuz büyümek ve eğlenmek için tek sahip olduğu şeylerin kitapları ve kardeşleri olması neyin bir hikaye olduğu konusunda güçlü bir duygu geliştirdi onda. Amy Harmon, muhteşem bir konuşmacı, bir ilkokul öğretmeni, bir ortaokul öğretmeni, evde eğitim veren bir anne ve Glayds Knight'ın yönettiği Grammy Ödüllü Saints Unified Voices Choir'ın bir üyesidir. 

Dört çocuğu ve güreşçi bir eşi vardır.

Yazar istatistikleri

  • 27 okur beğendi.
  • 430 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 249 okur okuyacak.
  • 11 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları