• Dünyada bulunmaz bizler gibisi.
    Din, dil, ırk mezhep ayırmaz,
    Severiz hepimiz herkesi.

    İnsanlık önemli bizde.
    Kara para, ara yok.
    Eh! Sevdik "Emek"i demek ki.
    Aşımıza faydası çok,
    İşte biz böyleyiz al!

    Yaptığımız ne iş olsa olsun,
    İşi iyi biliriz.
    Boş laflara karnımız doymuş,
    Anadolu çocuğuyuz yer miyiz?

    A! "Sevgi" dedin mi bizde,
    İki dakika durulur.
    Saygı da kusur etmeyiz ama yine,
    Arkamızdan uydurulur vay!
    İşte biz böyleyiz al! Ya o?

    Yaptığımız ne iş olsa olsun,
    İşi iyi biliriz.
    Boş laflara karnımız doymuş,
    Anadolu çocuğuyuz yer miyiz?

    Bir dilim ekmeğimiz varsa,
    Böler iki ederiz.
    Sürüse de dizimize yürütürken kader,
    Ona laf söyler miyiz?
  • Adolf şanslı bir çocuktu çünkü kendisinden önce dünyaya gelen 2 kardeşi Gustav ve Ida daha bebekten hayatlarını kaybetmiş ve Adolf’ten sonra dünyaya gelen Edmund ise 6 yaşına kadar hayatta kalabilmişti. Kaderin bir cilvesi midir bilinmez ama her şey 1889’da başladı. Adolf, babasının yolundan gitmek istemeyen, babasına karşı direnen bir çocuktu. Babası gibi memur olmak istemiyordu. Müziğe ve resime meraklıydı. Matematik ve fizikte başarısızlık, tarih ve coğrafya derslerinde başarı gösteriyordu. Liderlik vasfı daha çocukken kendini göstermeye başlamıştı. Hitap konusunda Allah vergisi bir yeteneği vardı. Ve bu özelliği sayesinde ileride Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi’nin lideri olmayı başaracak, milyonları arkasından sürükleyecek ve nice ölümlere sebebiyet verecekti. O, insanların kitaplardan çok sözle elde edildiğine inanıyordu. Kitapda da bahsettiği gibi haklıydı; dünyanın altını üstüne getiren büyük hadiselerin hepsi, yazıyla değil sözle meydana getirilmişti. İnsanlar, tembellikleri ve acizlikleri nedeniyle okumayı sevmedikleri için cellatlarına aşık olmuşlar, kendi felaketlerini getiren liderleri başa geçirmişlerdir. Böylece kendi sonlarını da gene kendileri tayin etmişlerdir. Hitler de bunu iyi kullanmış ve kitle halindeki insanın tembel olduğunu bildiği için sadece kendi fikirlerine inanan insanlara hitap etmek yerine genele hitap etmeyi tercih etmiştir. Ancak bunu yaparken de Irkçı Nasyonal söyleminden asla taviz vermemiştir. Ona göre ne kadar şiddetli ve hitabi olursanız o kadar çok taraftar kazanırdınız. Propagandanın gücüne inanmış ancak onun sadece taraftar getirdiğini de bilmiştir. Ona gerekense parti üyeleridir. Zira taraftar ve üye arasındaki yegane fark, taraftar sempati beslerken üyeler davaları için var güçleriyle çalışacaklardır. Bunun için de sağlam bir teşkilat gereklidir. Çalışma şekli itibariyle rol model olarak, ülkesinde yok edilmesi gereken birer gereksiz yaşam formu olarak gördüğü Yahudilerin destekledikleri Marksistleri almıştır. Marksistler, propagandayı esaslı bir şekilde bilip, kullanmışlar ve Alman milletini, milli benliğinden uzaklaştırmışlardır. Baktığınızda Hitler’in başlangıçtaki fikirleri oldukça mantıklı. Mesela Alman kavmi kendi evlatlarını bir araya toplamalıdır; tarih dersinin amacı yalnızca tarihleri öğretmek değil, tarihi olayları doğuran ve gerektiren şeyleri öğrenmek ve araştırmaktır; çocuğun ahlaken ve fiziksel gelişimi için ailedeki huzurun önemine değer vermesi gibi durumlara hangimiz karşı çıkabiliriz ki. Ancak bir de işin diğer bir boyutu var tabi. İşçinin isteklerine kısmen cevap vermenin onların direnme gücünü kıracağını bilmesi; halkın siyasi zekasının, kendi dertlerine derman olacak yetenekli siyasileri bulup meclise göndermeye ehil olmadığını bilmesi ve bunu kullanması; ari ırk ideolojisini katı bir şekilde savunması hiçbir insanın kabul edebileceği türden şeyler değildir. Yahudilere karşı beslediği kin ve nefret, insanlıktan nasibini almamış bir canavar haline dönüşmesine sebep olmuştur. Evet, o bir canavardı. Durdurulması ve yok edilmesi gereken bir canavar. Ama siyasi zekasına gerçekten hayranlık duymamak elde değil. Bugün baktığımızda demokrasilerde iktidarları elinde bulunduran partiler ve siyasiler, Hitler’in politikalarını uyguluyorlar. Hemen Nasyonal Sosyalizm ya da Ari ırk politikaları aklınıza gelmesin. Kavgam kitabının özellikle ilk 60 sayfasını okursanız, kendinize en yakın demokrasinin işleyiş tarzıyla karşı karşıya kalırsınız. Bu durum da beni oldukça şaşırttı açıkçası. Sanki birileri bu kitabı iyice okuyup analiz etmiş ve kendi siyasal jargonuna uydurmuş. Hitler öldü mü kaldı mı tartışmaları devam ede dursun, biz içinde bulunduğumuz istikrasızlıktan çıkabilmek için okumalı, okumalı ve okumalıyız. Churchill haklıydı; “Eğer kavgamı ciddiye alarak okusaydık, II.Dünya Savaşı’nın çıkmasına engel olurduk.”
  • Bir tek ülke istiyorum adı " DÜNYA"
    Bir tek ırk istiyorum adı "İNSAN"
    Bir tek kaynak istiyorum adı "SEVGİ"
  • Maya Angelou ölümünden önceki son dönemlerinde gündeme gelen bir isimdi. Kızıma Mektuplar kısmını yanlış anlamayın kendisi yalnızca bir erkek çocuk doğurdu. Ama seslendiği binlerce kadına ise kızım demekten çekinmedi. Irk, din, dili, görüntüyü gözetmeksizin hepimize aynı amaçla seslendi.

    Kitabı anılarını anlatarak, öğütler verdiği mektuplarından oluşuyor, kendisi bunları derlemenin yıllar sürdüğünü de belirtmiş. En başta çocukluğunun geçtiği Kuzey Karolina'ya götürüyor bizi Amerika'da iç savaş bitmiş siyahiler kölelikten kurtulmuş olsa bile ırkçılığın kalın perdesinden kurtulamadıklarını görüyoruz. Bunları anlatırken bazen öfkeli, bazen alıngan ama kesinlikle güçlü duygularla yazıyor. Ama kendi hatalarını anlatmaktan da çekinmiyor öz değerlendirmesini yaparken de oldukça objektif. Çocukluk günlerinden, anneliğe, dans kariyerinden, dünya seyahatlerine oradan herkesi etkileyen bir isim oluşuna yakından şahit oluyoruz.

    Şahsen ben okurken Angelou'nun azmine hayran kaldım. Öğrenme ve öğretmeye olan tutkusunun bir çok kadına örnek teşkil edecek türden.

    Gereksiz kelimelerden kaçınmış, sanki karşınıza oturmuş bir sohbet havasında devam eder gibi bir havası var.

    Eğer sizde Angelou'nun gelişimini, eski günlerdeki siyah ayrımcılığın kırılmasını görmek istiyorsanız oldukça keyif alacağınızı bazı sorularınıza cevap alırken bazılarını araştırmanız gerektiğini göreceksiniz. Bu da size konu hakkında kendi perspektifinizi kazandıracak...
  • Ana-babamız flört döneminde hata yaptığı için bizler ideal dengelerden nasibimizi alamamışız. Bu yüzden bazılarımız çok uzun bazılarımız çok kaslı, bazılarımızsa çok kadınsı; burunlarımız geniş, çenelerimiz sivri. Eğer bu dengesizliklerin böylece sürüp gitmesine izin verilseydi, insan ırkı acayip bir ırk olup çıkardı.
  • Tıpkı gluten gibi kazein de alzheimer, parkinson, otizm, şizofreni, kalp rahatsızlıkları, diyabet, öğrenme ve hafıza bozukluklarının sebebidir!
    Beta kazein morfinlerinin bulunduğu A1 tipi süt.. A1, gastrointestinal sindirim sonucu Beta kazein morfin-7 oluşturuyor.
    Peki A1 Beta kazein oranı ırklara göre nedir:
    Holstein: 0.523
    Doğu Anadolu kırmızısı: 0.080
    Güney Anadolu kırmızısı: 0.117
    Yerli kara: 0.125
    Boz ırk: 0.426
    Yani yerli ırklarımız beta kazein morfin-7 oluşmasına en az sebep olacak sütü ürettikleri için çok sağlıklıdır. Tehlikeli olan holstein gibi ithal sığırlar..
    İneklerdeki süt verimini yüzde 30 arttıran kısaca rBGH olarak tanımlanan posilac hormonuyla ilgili en az 2 yıl yapılması gereken testler, farelerde bile 90 günle sınırlı tutulmuştu. Bu hormon ineklerde yürüme bozukluğuna sebep oluyordu ve inekte IGF-1 adı verilen başka bir hormonu arttırıp, hayvanda kansere yol açıyordu. Bu hayvanın sütü ve eti erkeklerde prostat, kadınlarda meme kanserine sebep oluyordu. Bu çalışmaları yapan Dr. Lehmann ve yardımcısı çalıştıkları FDA'den kovuldu ve satışı onaylayan baş danışman Monsanto şirketinin başkan yardımcısı oldu.