Stirner'in bakış açısından dinsel fikirlerin içeriği bağlamında özellikle ne düşünüldüğü değil nasıl düşünüldüğü önemlidir. Bu nedenle dinî düşünceyi, Tanrı'yı düşünmek değil dini düşünmek olarak değerlendirir. Tanrı'nın yerine başka bir şey ikame edildiğinde bile aynı düşünme kipi işlemeyi sürdürmektedir. Tanrı'nın yerine örneğin "insanın özü", "devlet", "parti", "vatan", "ırk", "sınıf", "toplum" gibi her ne konulursa konulsun Stirner'e göre bunların hepsi bireyin benliğinden daha üstün bir konuma yerleştirilmektedir. Stirner'in saldırısı her durumda bu hiyerarşik yapıya karşıdır. Mutlak olanın yerleştirildiği konum, bir hayalete teslim edilmekte, yüce bir ideale verilen bu yerle insan ikinci plana itilmektedir. İnsanın değerini ontolojik olarak azaltan bu düşünce biçimine karşı çıkan Stirner, insanın yeniden özneleştirildiği bir düşüncenin peşine düşer. Birey, karşısında şeyleştirildiği nesneden artık kurtarılmalıdır. Siyasi liberalizmde, sosyalizmde ve özellikle hümanizmde aynı düşünsel kalıplaşmanın izini süren Stirner, kendi özü yerine başka bir şeyi varlığının önüne koyan insanı mahkemeye çıkarır ve kendini gerçekleştirme ihtimalini kaybetmiş insanı masaya yatırır.
Sayfa 21·Kitabı okuyor
Felsefe-Düşünce
Irk
Irk gibi sosyal verâset ve asâlet de bir realitedir. İslâmiyet bunları yok saymaz, ancak onlara lüzumu kadar ehemmiyet atfederek bir nizâm altına alır. İslâmiyet ırka, kavimlere ve onların husûsiyetlerine gerektiği kadar kıymet atfeder ve onları, o nisbette nazar-ı dikkate alır.
Sayfa 31 - Sebil Yayınevi·Kitabı okuyor
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Allah katında muttaki olan, muttaki olmayandan kavmiyet mevzubahis olmaksızın üstündür. Irk, ancak fanî olan cesede âid bir keyfiyettir. Cesed, ruha giydirilmiş bir kılıftan başka bir şey değildir. Rûh ise, ebedîdir ve onun bir ırkı da yoktur.
Tanıdık geldi, malum mağdur ırk!
Bizi yok ederken kullandıkları servet bizim servetimiz. Bizi lanetlerken kullandıkları değerler bizim değerimiz. Bizi hapsederken mahvettikleri YARGI da bizim yargımızdır. Öte yandan, aklı da inkâr ederken kullandıkları DİL de ne yazık ki bizim dilimizdir. Sizi gerisin geri karanlık çağlara götürmek istediklerini göremiyor musunuz?
Sayfa 41·Kitabı okuyor
Alıntı
Dünyanın çeşitli bölgeleri arasındaki eşitsizliği, kimileri tertemiz bir doğa içinde uygar bir ya­şam sürerken kimilerinin de siyasal çalkantıların yarattı­ğı bir cehenneme prangayla bağlı olduğunu düşünüyor.
Hayat yalnızca uzun belleğin eline bırakılmamalı…
Pek çok insanın kafasında bir ağaç vardır, oysa beynin kendisi bir ağaçtan çok bir ottur. "Aksonla dendrit her omurgada bir sinapsla birlikte, bir böğürtlenin etrafındaki kahkaha otu gibi birbirine sarılır." Aynısı bellek için de geçerlidir. Nörologlar ve psikofizyologlar uzun bellekle kısa bellek (bir dakika mertebesindeki bellek) arasında ayrım yaparlar. Ama aradaki fark yalnızca niceliksel değildir: Kısa bellek köksap veya diyagram tipindeyken, uzun bellek ağaç-yapılı ve merkezidir (baskı, engram, kopya veya fotoğraf). Kısa bellek hiçbir şekilde nesnesine bitişiklik veya dolaysızlık yasasıyla tâbi değildir, uzakta olabilir, uzun zaman sonra gelebilir veya geri dönebilir, ama bu daima süreksizlik, kopma ve çokluk koşullarında olur. Dahası, iki bellek aynı şeyi kavramanın iki zamansal kipi olarak ayırt edilmez; her ikisinin de kavradığı aynı şey, aynı anı ya da aynı fikir değildir. Kısa bir fikrin ihtişamı: Kısa bellekle, dolayısıyla kısa fikirlerle yazarız, uzun kavramların uzun belleğini kullanarak okusak ve tekrar tekrar okusak bile. Kısa bellek unutmayı bir süreç olarak anlar; anlık olanla değil, kolektif, zamansal ve sinirsel köksapla iç içe geçer. Uzun bellek (aile, ırk, toplum veya uygarlık) şablon çıkartır ve tercüme eder, ama tercüme ettiği şey onun içinde, uzaktan, zamana karşı, anlık olarak değil, "zamansızca" etkide bulunmaya devam eder.