Biz uyurlarız. Kabilemizin üyeleri alınlarında Kolomb'un mührünü taşır. Batıya doğru gider, kendimizi doğuda buluruz; aslında, ne kadar batıya gidersek o kadar doğuya varırız.Kabilemiz lanetlidir. Geldiğimiz topraklara dönmemiz ölüm, bu topraklarda kalmak ise yenilgi demektir. Bu yüzden rüyalarımızda ayrılış sekansı sonsuz kere tekrar eder, ayrılış ânı tek zafer anıdır çünkü.
Biz barbarız. Biz mükemmel toplumun diğer yüzüyüz, onun kutudan fırlayan yaylı palyaço kafasıyız. Onun kibar fahişe sınıfı, çirkin alt tarafı, paralel dünyasıyız. İt ve insan, onun boku içinde ilerleriz.
…kurtuluş yoktu; sadece unutuş vardı. Bu da hepimizin beyninde bulunan şu küçük mucizeci silgicikler tarafından sağlanıyordu. Herkes arkasında bir dolap sürükler, her dolabın iskeletleri vardır.Farklı şekillere, mesela babanın kitaplığından düşen belgelere bürünseler bile, er ya da geç bu iskeletler ortaya dökülür.Geçmiş bizim "enstalasyonumuzdur". Amatörce oluşturmuşuzdur belki, ama sanatsal kaygılarımız da olmuştur. Şuraya bir rötuş, buraya bir ekleme, şuraya, hatta buraya bir düzeltme, her yerde rötuş-rötuş. Rötuşlamak en sevdiğimiz sanatsal araçtır. Her birimiz kendi müzemizin küratörüyüz.