Deniz

Deniz
@muafokur
“Affan Dede’ye para saydım / sattı bana çocukluğumu / artık ne yaşım var ne adım/ bilmiyorum kim olduğumu…”
8/10
·160 syf.·
2026 94. kitabı
Merhaba. Kitabı bitirdim. Lori’ye bakıyorum buradan ve ona bir şarkı uzatıyorum -bir çiçekmiş gibi- : Bülent Ortaçgil ve Birsen Tezer’in söylediği “Kimseye Anlatmadım” Dinliyor. Bir süre sessiz kalıyor. Sonra başını kaldırıp gülümsüyor.”Sevdim bu şarkıyı Deniz.” diyor, belki de içinden “Düğümlerim var ve orada başlıyor sancım.” da diyor bilemeyiz…Bu kitap “Uzun süre kendi içine mühürlenmiş odalarda yaşamış, sesini başkalarından önce kendisinden saklamış insanların hikayesini anlatıyor.” diye bir özet cümle yazayım diyorum ama bu kestirmelik de canımı sıkıyor çünkü #ClariceLispector’un yaptığı şey özetlenmeye pek razı olmuyor zira bir olay anlatmaktan çok iki insanın içini , en içini izletiyor bize. O yüzden kelimelerin terazisi daha da hassaslaşıyor haliyle… Ve evet , doğrudur ,bizler birbirine eklenmiş “mış gibi”lerin içinde yaşıyoruz hep. Acının yerine maskelerimizi , korkunun yerine rutinlerimizi , arzularımızın yerine ise uslu açıklamalarımızı koyarak …Kendi personalarımızla yaptığımız bu uzun uzlaşmayı da hayat diye ittiriyoruz işte…. Lispector’un kitabı o maskenin çatladığı yerden seslenmek istiyor… Ulisses ile birlikte hem de…çünkü o Lori’ye “Bir gün bir meyve kâsesini güzelleştirme olasılığını göstermişti.” #BirÖğrenmeyadaHazlarKitabı insanın kendi içindeki sürgünden dönüşün hikayesidir derim o halde , “bana çoğu zaman düşmanca davranan bir dünyaya neşe borcumu ödemek zorundaydım.” diyen iç sese cevap vermenin hikayesidir belki de , dünyayı sevmek için onun anlaşılır, adil ya da merhametli olmasını beklememek gerektiği konusunda uyaran sesin hikayesidir yahut korkuya , kırgınlığa rağmen sevmenin ve Ulisses’in dediği gibi, “rağmenlere rağmen var olma”nın hikayesidir hatta … İnsanın en büyük çıkmazı acı çekmek değildir. Acı onun eski evidir.
Bir Öğrenme ya da Hazlar KitabıClarice Lispector · Can Yayınları · 20268 okunma
Reklam
Puan vermedi·830 syf.·
2026 89. kitabı
Tarih hep bir ilerleme hikayesi olarak anlatıldığı için insanlığın eski yaralarının yeni yüzlerle geri döndüğünü görmek zorlaşır. Zulüm her defasında kendisini yeniden meşrulaştıracak bir dil bulur.Adria tam bu karanlığın ortasından el sallamaktadır bizlere. Adria’nın yalnızlığıyla başlayan kitap -ki cidden sarsıcı bir girizgahtır- zamanla Avrupa’nın karanlık hafızasına açılır ve elindeki keman, yalnızca bir müzik aleti olmaktan çıkıp yüzyıllar boyunca taşınmış suçların, sırların, yağmaların ve sessizliklerin tanığına dönüşür. Böylece kişisel hafıza ile insanlık hafızası aynı nehrin sularına karışır… Roman boyunca kötülük tek bir döneme, tek bir ideolojiye ya da tek bir inanca ait değildir, çağlar boyunca dolaşan büyük bir gölge gibi hareket eder. Bir keman, bir madalyon, eski bir kitap ya da paha biçilmez bir sanat eseri; hepsi görünmez hikayelerle yüklüdür. Yüzeylerinde zarafet, derinlerinde savaşların dumanı, sürgünlerin sessizliği ve yağmalanmış hayatların tortusu vardır.İlerledikçe Avrupa’nın büyük kültür hikayesiyle büyük barbarlık hikayesinin birbirinden ayrılmadığı ortaya çıkar. Aynı eller bir yandan müzik üretir, sanat korur, kitap biriktirir; öte yandan işkence düzenekleri kurar ve zulmü meşrulaştıran cümleler yazar. Güzellik ile vahşet yan yana yürür hatta bazen aynı insanın içinde. Adria’nın peşine düştüğü şey yalnızca hakikat değil; çocukluğunda eksik kalan sevgiyi, açıklanmayan sessizlikleri ve kendisine bırakılan yükleri anlamlandırma çabasıdır. Babasının bilgiyi sevginin yerine koyduğu, annesinin sevgiyi kontrole dönüştürdüğü yerde şunu fark ederiz: Tahakküm yalnızca devletlerin değil, ailelerin de dili olabilir. İnsan bazen anne babasından yalnızca biyolojisini değil; korkularını, eksikliklerini ve yarım kalmış hikayelerini de miras
İtiraf EdiyorumJaume Cabre · Alef Yayınevi · 2015319 okunma
Puan vermedi·80 syf.·
2026 86. kitabı
Hazirandır , birinde girdiğim o yol bitmiştir , artık ikidir , elimde #AyşegülÇelik’in “#KağıtGemiler”i, dilimde #OrhanVeli’min “Elifbamın yapraklarında gemilerim, yelkenli gemilerim” , kulağımda #MüşfikKenter’in sesi. 80 sayfada emanetiz birbirimize,içimize , en içimize. Masallardan gerçek yontmak da boynumuzun borcu. “Okuyup yazmak sırrı şeyhlere aitken kaleme el sürdüğüm için suçluyum.” diye selamlayıp yasak bölgeye girenin masalı var burada … İçine düşen kurtlar gövdeni sarsın diye. “Parmaklarındaki eğrilik bir kalemi olmayışındandı.” diyene inat yazılanla birlikte …Masaldır diye geçtiğim bu labirentte koşup düşerken karşılaştıklarım hep gerçek ….Gerçekleri masala çevirmek değil inan mesele , masalın içindeki gerçeği göstermek. “Gerçek bizim nemize yetmiyor?” diyenler var ama ben masal dinlemek istiyorum. “Lisan tamirciliği” yapan bir adam var mesela bu kitapta…Dağın arkasında, kayalıkların arasına kurduğu küçük kulübede yaşayan bu adamın yaptığı iş ne demir dövmek ne ayakkabı dikmek ne de saat onarmak. O, kırılan kelimeleri tamir ediyor. Aşınan anlamları düzeltiyor. Irmağın sesini anlatacak sözcükler buluyor, bulutların rengini taşıyacak kelimeler icat ediyor. Sonra onları kuşların boynuna asıp insanların arasına salıyor… Sonra … Sonrasını sen oku… Okursan dağılıp kaybolmamaları için kelimeleri kağıda dikmeye başlayan kadına da selam söyle… “Hayatım zannettiğim şey, koskoca bir yalandan ibaretti aslında. Bana ait değildi. Kazıkları alelacele çakılmış bir çadır gibi getirip tepeme kuruvermişlerdi onu ve şimdi artık yıkılmak üzereydi. Bu işi yapanlar, kurdukları kötürüm hikâyenin orasında burasında beliren kamburları hiç umursamadılar.” diyen var burada , bu kitapta … Evet hayat diye önümüze konulan hikâyenin kamburları var.Kötürüm tarafları
Kâğıt GemilerAyşegül Çelik · Yapı Kredi Yayınları · 2011281 okunma
6/10
·152 syf.·
2026 85. kitabı
Birbirlerini kaybetmeden(mec.) hemen önce birbirlerini bulabilmiş(mec.) bir baba ile oğulun yakınlaşma hikayesi ile merhaba. Telaşsız ve dingin bir yerden; hesaplaşmanın değil, anlaşmanın, uzlaşmanın sesiyle geçti gitti satırlar. Sarsıcı değildi ama bir yerlere değdi yine de. Aslında zaten birbirini anlamaya meyli olan iki karakterdi karşımızdaki baba oğul.Sanırım ben birbirini anlamayan babalar ve oğulların, anneler ve kızların sesine daha çok kulak kesiliyorum. Birbirini anlayanlarla (hatta birbirini anlamaya meyilli olanlarla) birbirini anlamayanların hikayeleri aynı yerleri eşelemiyor. Biri görece daha steril bir yaraya bakıyor, diğeri ise yıllardır kabuk bağlamayı reddeden bir çatlağa. Birbirlerinin benzerliklerini fark eden bir baba ile oğulun yaşadığı zarif sarsıntıyla, bir öfkeyi alnının ortasına mıhlamak isteyip yıllarca onunla yaşayan, sonra da o öfkenin ateşini istemeden söndürmek zorunda kalan birinin yaşadığı ağulu sarsıntının bıraktığı etki elbette aynı değil. Bu yüzden Sabahın Üçü bende bir yıkım duygusu yaratmadı.Ha böylesi de lazım o ayrı mesele … Yine de bizi bir çatışmanın hararetine değil de bir yakınlaşmanın sıcaklığına davet eden bu kitap birbirlerini yanlış anlamış iki insanın değil, birbirlerini eksik tanımış iki insanın hikayesini anlatıyor bence.Aradaki fark küçük görünse de romanın tonu bütünüyle buradan kuruluyor çünkü Antonio ile babası arasında aşılması gereken bir düşmanlık yok; yalnızca zamanın, alışkanlıkların ve suskunlukların ördüğü -halledilebilir- bir mesafe var. Marsilya boyunca yavaş yavaş çözülen de o mesafe zaten. Gençliği, hataları ve kırgınlıkları olan bir babayla karşılaşma deneyimi,ebeveyn figüründen insana doğru yapılan bakış kayması,baba imgesinin ardındaki görünmez biyografinin yavaş yavaş belirginleşmesi ve
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,978 okunma
10/10
·104 syf.·
2026 83. kitabı
#GiovanniPapini’den #KaçanAyna ile merhaba. Okuduğum bu müthiş kitaba dair ne söylenmişse, ne söyleniyorsa ve ne söylenecekse eksik kalır gibi geliyor bana. Methiyenin ucunu kaçırma hakkım varsa bunu kullanmak istediğim kitaplar arasındadır artık kendisi .Çok nadir bir doğa olayıdır bir öykü kitabında tüm öykülerin çok iyi olması… Bu yüzden kitaptaki on öykünün de ayrı ayrı güçlü olmasına ayrı bir dipnot gerekli sanki…Bir öykü kitabında genellikle birkaç metin parlar, diğerleri o ışığın çevresinde silikleşir. Buradaysa her biri çok güçlü ve her öykü başka bir odanın karanlığı gibi. Kapısını açıyorsunuz ve içeriden bambaşka bir korku, başka bir düşünce, başka bir hayalet çıkıyor.Her biri başka bir düşünsel yarık açıyor insanda. Sanki Papini, insan ruhunun farklı yönlerini taşıyan on küçük ayna yerleştirmiş önümüze. Bu 10 öyküde bazen rayların üstünde geleceğe doğru koşarken bugünü çürüten insanların hikayesi , bazen aynanın karşısında gençliğini geri beklerken sessizce ölenin,bazen hakikati kaldıracak kadar güçlü olmadığını geç fark edenlerin, bazen kendi arzularının içinde yavaş yavaş çürüyenlerin hikayesi , bazen bir düşüncenin insan zihnini ele geçirip onu yaşayan bir kâbusa dönüştürmesinin, bazen de sıradan görünen hayatların altında büyüyen görünmez boşlukların hikayesi anlatılıyor.Bir öyküde düşünce, insanın içine yerleşmiş görünmez bir ur gibi büyüyor. Bir diğerinde kibir, cilalı bir tabut estetiğiyle anlatılıyor. Başka birinde modern insan, kendi yaptığı makinenin içinde unutulmuş bir mahkûm gibi beliriyor. Ve Papini bunu yaparken bir filozof gibi düşünüyor, bir şair gibi saldırıyor zihne. Büyülendim resmen.İnsan bu kitabı bitirdiğinde müthiş bir okurluk sevinci yaşıyor sevgili okur arkadaşım. Çünkü gerçekten iyi bir öykü kitabı okumak artık çok nadir
Kaçan AynaGiovanni Papini · Kırmızı Kedi Yayınları · 20161,636 okunma
Reklam