• Kaymak istemiyorum artık. Sabit durmak istiyorum. Bunu nesneler, bütün insanlar etrafimdan geçip gitsinler. Istiyorum. Sicaklamak , sıkışmak , istemiyorum. Buz gibi durup, bakislarimi bir yere dikip, öylece kalmak istiyorum. Korkmak istemiyorum, urkmek, irkilmek, tetikte olmak, istemiyorum bunları .
    Özgür olmak istiyorum ben. Özgür olmak ve esas olana bağlanmak.
    Kolektif
    Sayfa 16 - Tahsin Görmüş - Kırmızı Işıklara Doğru
  • Her telefon çalışında, her kapı sesinde irkilmek, kendini bir insan görme beklentisiyle ve özgürlük özlemiyle perdelerin arasından sokağı gözetlerken yakalamak… Korkunun ruhumuza verdiği tarifi ancak yaşanabilecek bir duygu. Bir kadının yaşadığı bir aşk macerasından sonra içine düştüğü elzem verici durum karşısında yaşadığı hoyratça ihtiraslar… En önemlisi de tüm bunları yaşarken bile içinde bu duyguları hissediyor olmasına rağmen karşısına bu durumun ona vereceği zararı gösteren bir şantajcının çıkması anından itibaren, tüm bu yasak ama heyecanlı ihtiraslara bir son vermek istiyor oluşu. Bilemiyorum, o duyguları yaşarken neler hissediyordu. Kitapta elbette bu duyguların neler olduğunu Zweig bize güzel bir psikolojik anlatımla aktarmış. Ancak gerçekte de böyle mi? Kadın-erkek ayrımı yapmaksızın soruyorum bu soruyu. Bir insan eşini aldatırken de şehvet duyguları yerine gerçekten de korku ve endişe duyar mı? Duyarsa bu hatasında neden ısrarcı olur? Anlık şehvetin verdiği haz, kaybedeceği maddi manevi varlıkların ötesine nasıl geçebilir? Tabi ki bu da nefsimizin bize emrettiği ve karşı koyamadığımız o aşağılık duyguda gizli. Anlıyorum, kadın yılların vermiş olduğu bıkkınlık ve gençliğinin ihtiraslı anılarında gömülü kalmış o romantik duyguları yeniden diriltmek, yeniden yaşamak istiyor. Unutulmaya yüz tutmuş bu duyguların heyecanını bedeninin her bir kıvrımında yeniden yaşamak istiyor. Peki ya sonrası. Sonrasında ne olmasını bekliyor. Hiçbir şey gizli saklı kalmıyor, bir şekilde her şey gün yüzüne çıkıyor. Asla ama asla öğrenilemeyeceği düşünülen en gizli sırlar ve en karanlık günahlar hayatımızın bir bölümünde kendini dışa vuruyor. Hem de öyle bir zamanda dışa vuruyor ki; her şeyin en güzel en mutlu olduğu anlarda. Zweig bu okuduğum ikinci kitabında da beni kendine mest etti ve psikolojik unsurları böylesine sağlam, etkileyici kullanışı sayesinde psikoloji alanında ilerlemek, eğitim almak ve farklı bir iş uğraşısı alanında hayatıma devam etme arzumu daha da fazla kamçıladı. Bu kitabı okurken gevşeyen sinirlerinizin gerildiğini, güçlenmiş duygularınızın zayıfladığını ve hayatınızın yapılan seçimler nedeniyle ne kadar da kolay elinizden kayıp gittiğini fark edeceksiniz. Ve unutmayın ki en mahrem sırlar en karanlık günahlardır. Asla ama asla hayatınızın bir bölümünde gizli kalmazlar.
  • İrkilmek, bir ölüyle, özellikle de şekli feci bozulmuş veya uzuvları koparılmış bir ölüyle karşılaşan herkesin doğal tepkisidir; ama şiddet içeren bir suç araştırılırken cesetler genellikle soruşturmanın odak noktasında bulunurlar. Ceset, katilin adalete teslim edilmesini sağlayacak onca farklı ve değerli delil sunarken irkilmek adli bilimcinin üstüne vazife değildir.
  • Havf hiçliği ifşa eder.
    Havf içinde boşlukta yüzüyoruz. Daha açıkça: Varlık bütünlüğü ile kayıp eridiği için havf bizi boşlukta dolaştırıyor. Biz de birlikte kendimizden sıyrılıyoruz. Bu suretle bizzat biz -varolan insanlar- varolanın ortasında kendimizden geçip eriyoruz. Bunun içindir ki esas bakımdan, 'sana' ve 'bana' değil, 'birisine' birşeyler olur. Hiçbir şeye tutunulması mümkün olmayan boşlukta kalmanın sarsıntısı içinde yalnız varolmak, daha mevcuttur.
    Havf içinde dil tutulur. Çünkü varolan, bütünlüğü içinde erir ve hiçliğin baskısı kendini hissettirir. Ve onun varlığı karşısında 'dır' demek susar. Havf içinde bize birşeyler olduğu zaman, çok vakit boş sükutu, gayesiz kelimelerle ihlal etmeyi aramaklığımız sadece hiçliğin mevcudiyetinin bir delilidir.
    HAVF: korkmak, bilinen veya hissedilen bir işaretten dolayı irkilmek, bir tehlike karşısında ne olacağı endişesi içinde olmak