irem

Doğru, hakları var. Şerefe! Ölüm peşimizi kollarken biz olduğumuz yerde dikilip ölenlerin yasını mı tutalım yani? Şerefe! Hakları var! Ölülerin sayısı başımızdan aşkın.
Sayfa 65·Kitabı okudu
Reklam
BİNBAŞI Siz gizli bir barışçı mısınız yoksa? Biraz yıkıcı, ha?
Sayfa 62·Kitabı okudu
BECKMANN Sorumluluk sadece bir kelime, ak pak insan etini kara toprak haline sokan bir kimya formülü değildir ki! Biz, insanları boş bir kelime uğruna ölüme bırakamayız ki! Sorumluluğu da bir yere teslim etmek gerekir. Ölüler cevap vermez. Tanrı cevap vermez. Gelgelelim, yaşayanlar, yaşayanlar soruyorlar. Her gece soruyorlar, Binbaşım.
Sayfa 61·Kitabı okudu
BECKMANN Ölülerin geldikleri gecelerde ay, beyaz ve hastadır. Kendini derede boğmuş gebe bir kızın karnına benzer. Öyle beyaz, öyle hasta, öyle yuvarlak. Hayır, Binbaşım, ölülerin geldikleri gecelerde ay beyazdır, ölülerin kanlı iniltileri beyaz, hasta, yuvarlak aya kadar ortalığı kedi pisliği gibi keskin kokutur. Kan. Kan. Sonra ölüler çürümüş sargılar, kanlı üniformalarla yığın yığın gömüldükleri mezarlardan çıkıyorlar. Okyanuslardan çıkıyorlar; steplerden, yollardan, ormanlardan geliyorlar; yıkıntılardan, bataklıklardan geliyorlar; donmaktan kararmış, yeşil, çürümüş. Steplerden kalkıyorlar; tek gözlü, dişleri dökülmüş, tek kollu, bacaktan yoksun, bağırsakları paramparça, kafatasları kırılmış, elsiz, delik deşik, leş gibi kokarak, kör. Korkunç bir sel halinde sulara kapılmış geliyorlar, sayılarını saymak imkânsız, acılarını saymak imkânsız!
Sayfa 58·Kitabı okudu
Birisi dehşetle haykırdığı için de birden uyanıyorum. Biliyor musunuz haykıran kim? Ben kendim.
Sayfa 56·Kitabı okudu
Reklam