BECKMANN
Hayır. Ben yalnız, bu gece kendimi sulara mı atayım, yoksa hayatta mi kalayım, işte bunu öğrenmeye geldim. Hayatta kalırsam nasıl yaşarım, bilmiyorum. O zaman gündüzleri arada bir şeyler yemek isterim. Geceleri, geceleri uyumak isterim. Hepsi bu kadar.
O hiç durmadan Beckmann derken, habire Beckmann derken, bu ismi mezar der gibi söylerken; cinayet der gibi, köpek der gibi; bu adam benim adımı kıyamet der gibi, boğuk, tehditli, üzgün söylerken, sen bana, "Yaşamaya devam et!" diyorsun ha? Ben dışarıda, kapıların dışındayım, yine dışında. Dün gece kapıların dışındaydım. Bugün yine dışında. Ben daima kapıların dışındayım. Ve kapılar kapalı.
Üç sene, az değil, bilirsin. Karım bana Beckmann dedi. Sadece Beckmann. Düşün ki aradan üç sene geçmişti. Bir masaya masa deriz ya, tıpkı onun gibi, Beckmann dedi.
ÖTEKİ:
Hayır, Beckmann. Bu yol Elbe'ye gider. Gel, senin yolun ileride.
BECKMANN:
Bırak da geçeyim. Ben Elbe'ye gideceğim.
ÖTEKİ:
Hayır, Beckmann! Gel, sen bu yolu yürüyeceksin.
BECKMANN:
Bu yolu mu? Yani yaşamalı mıyım? Daha mı yürüyeyim? Yemeli, içmeli, bunca şeyi yapmalı mıyım?
KIZ:
Seninle alay ediyorum sanma, balık! Hayır, balık, ben yapmam bunu! Öyle harikulade bir mahzunluğun var ki, zavallı mahzun hayalet bol ceketin içinde, saçlarınla, kaskatı bacağınla! Bırak, balık, bırak. Ben gülünç bulmuyorum. Hayır, balık, senin öyle harikulade bir mahzunluğun var ki! Biçare gözlerinle yüzüme baktıkça hüngür hüngür ağlayasım geliyor. Sen hiç konuşmuyorsun. Bir şey söyle, balık, lütfen! Ne olursa olsun, bir şey söyle. Varsın anlamsız olsun, ama söyle! Konuş, balık, dünya öyle korkunç sessiz ki! Konuş da bitsin bu büyük yalnızlık. N'olur aç ağzını, balık adam! Bütün gece, böyle ayakta durma. Gel. Otur. Şuraya, yanıma. Öyle uzakta durma, balık! Çekinmeden yaklaşabilirsin, nasıl olsa beni ancak bulanık görüyorsun. Gelsene! Istersen yum gözlerini. Gel ve konuş ki bir şey çıksın ortaya. Sessizliğin dehşetini duymuyor musun?