irem

"Dışavurmak istemediğimiz duygu ve ifadeyi engelleriz. Bunu çoğu kez nefesimizi tutarak yaparız. Nefesimizi tuttuğumuzda solunum kaslarımız gerilir, duygularımızı da nefesle birlikte tutar hatta yutarız. Bu sıklıkla tekrar edildiğinde kronikleşir, bedenimiz gerginleşir, solunumumuz sığlaşabilir."
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Bilimsel araştırmalar meditasyon ve yoganın stres düzeylerini düşürdüğünü, kalp ritmi, kan basıncı ve beyindeki nöron bağlantılarını olumlu yönde değiştirebildiğini gösteriyor. Peki, nasıl oluyor da yoga gibi bedeni belli şekillere soktuğumuz bir egzersiz ya da durup nefesimizin hareketini izlemek, sağlığımız ve duygularımız üzerinde bu ölçüde bir değişim oluşturabiliyor? İyi ve kötü her türlü deneyimi bedenimizde taşırız. Bazen zorlu, travmatik deneyimlerden geçeriz ve duygularımız başa çıkılması güç bir hale gelebilir. Yoğun duygularımızı hissetmek ya da ifade etmek istemeyebiliriz. Duygularımızı ifade etmek için kullandığımız kaslar, onları açığa vurmamak amacıyla gerdiğimiz, kastığımız kaslarla aynıdır. Bu, bilerek ya da bilmeyerek daha çocukken benimsediğimiz bir yöntemdir. Dışavurmak istemediğimiz duygu ve ifadeyi engelleriz. Bunu çoğu kez nefesimizi tutarak yaparız. Nefesimizi tuttuğumuzda solunum kaslarımız gerilir, duygularımızı da nefesle birlikte tutar hatta yutarız. Bu sıklıkla tekrar edildiğinde kronikleşir, bedenimiz gerginleşir, solunumumuz sığlaşabilir. Bazen de travmatik bir deneyim sonucunda bedenimiz donakalır ve sinir sistemimiz sağlıklı salınımda çalışamaz. Solunum ise sinir sistemimize açılan bir kapı gibidir. Yoga, meditasyon ve farkındalık (mindfulness) uygulamaları ile dikkatimizi nefesimize ve bedenimize yoğunlaştırdığımızda duyusal ve duygusal gereksinimlerimizi algılamamız ve onları ifade etme gücümüz artar."
"Felsefe veya şiir kitapları okuyarak zihnini geliştirenler, düzenli olarak yoga veya meditasyon yapanlar, yaratıcı faaliyette bulunanlar, toplumla iç içe yaşayarak sevgi ve merhamet duygularını yeşertenler, varoluşlarına bir anlam vermeye çalışanlar, hayattaki zor zamanların üstesinden gelmek bakımından tartışmasız daha donanımlıdır. Gerçekten de böyle insanlar bedeni destekleyen ve duygular (özellikle korkuyu) dengeleyen, duygusal ve toplumsal bağların kalitesini artıran, güveni ve yaşam sevgisini güçlendiren manevi nitelikler sergilerler. Bunlar, yakın zaman önce deneyimlediğimize benzer bir gök veya derin bir istikrarsızlıktan sonra, toparlanma, kendi üzerinde çalışma, zorluklarla baş etme imkânını kolaylaştıran çok değerli niteliklerdir."
"Travmanın hem gizli hem açık etkileri olabilir. Neyin geçmişinizde travma olduğunu fark etmek için lütfen önce bedeninizi dinleyin, sebebi bilinmeyen sağlık şikayetleriniz önemli yardım çığlıkları olabilir. Duygularınızı inceleyin, hissedemediğiniz ya da içinden çıkamadığınız duygular var mı? Kendilik inançlarınıza bakın, kendiniz hakkında olumsuz yargılarınız var mı? Hep aklınıza gelen, hatta aklınızdan çıkmayan olaylara bakın. "Bu belirtiler başlarken hayatınızda neler oluyordu?" sorusunu inceleyin. Zihniniz yardım istiyor olabilir. Hayatınızda tekrarlayan paternlere bakın, izi çoktan örtülmüş bir veya birkaç travmayla mutlaka bağlantılıdır."
"Arno Gruen bu döngüyü şöyle anlatır: "Yeterli bir özerklik oluşumu etkilenirse, ortaya çıkan çaresizlik tarafından kamçılanan ve hasır altı edilen temel duygu olan öfke, ileriki gelişimin çerçevesini oluşturacaktır. İnsanlar kendi çaresizlikleriyle baş edemediklerinden kendilerinden nefret etmektedirler. Çaresizliğe neden olan ve onu pekiştiren kişileri tehdit eden birer unsur olarak görmezler; onlara göre asıl tehdit çaresizliğin kendisidir. Sınırsız öfkenin nedeni budur. Hatta başkaları tarafından horlanmanın nedeni olarak gördükleri çaresizlikleri onları o kadar rahatsız eder ki onu itmekle kalmazlar, aynı zamanda kendilerini hor görenlerin aşağılamalarını da iyice içselleştirirler. Böylece kendilerine ihanet ederler.""