Kendi hasretlerimin içine gömülü olduğum için, tanıdığım insanların hasretlerine nadiren dikkat ediyorum. Onların belleğimde iz bırakmaları bana doğal geliyor; ama benim de onların belleklerinde iz bırakmış olabileceğim düşüncesi beni şaşırtıyor. Geriye bu noktada tevazu mu yoksa duyarsızlık mı gösterdiğimi bilmek kalıyor.
Dünyayı hiç hesaba katmıyorum, ama ülkemizin, bölgemizin gidişatı üzerinde bu kadar etkisiz kalmamızı nasıl açıklıyorsun? Şu anda kaybedenlerin, yeniklerin cephesinde bulunmamızı nasıl açıklıyorsun? Dünyanın dört bucağına böyle dağılmış olmamızı nasıl açıklıyorsun? Bize ait olan o bilge sesin böyle işitilmez bir hale gelmesini nasıl açıklıyorsun?
"Avrupa'ya seyahat ettiğimde tüm zengin insanlara yapıldığı gibi bana da saygılı davranılıyor. İnsanlar bana gülümsüyor, kapıları eğilerek açıyorlar, satın almak istediğim her şeyi satıyorlar. Ama içlerinden beni aşağılıyor ve benden nefret ediyorlar. Onların gözünde zengin olmuş bir barbar-dan başka bir şey değilim. Sırtımda en güzel İtalyan kostümü de olsa, manevi bakımdan onların gözünde bir baldırı çıplağım. Niçin? Çünkü yenilmiş bir halka, mağlup bir medeniyete aidim. Tarihin pek esirgemediği Asya, Afrika veya Latin Amerika'da bunu çok daha az hissediyorum. Ama Avrupa'da hissediyorum. Sen hissetmiyor musun?"
Adam hazırlıksız yakalanmıştı.
Fazla bozuntuya vermeden, "Belki, bazen" dedi.
"Paris'te kamuya açık bir alanda Arapça konuşurken kendiliğinden sesini alçaltma eğilimi duymuyor musun?"
"Kuşkusuz."