Türk Târihinde Yabancı Kanlıların İhânet Serisi
DÖRDÜNCÜ İHANET Gök Türklerin hâkimiyeti çağında ve 580 yılında Çang-sun-çing adında bir Çin kumandanı Türk kağanına zevce olarak bir Çin prensesi getirmiş ve bir daha memleketine dönmemişti. Ertesi yıl kağan öldü. Yeni hükümdar İşbara Kağan, ok atmadaki ustalığından dolayı bu Çin kumandanının beğenerek nedimleri arasına soktu. Türk beğleri de kağanın buyruğu ile onunla sıkıfıkı konuşuyorlar ve büyük avlara birlikte gidiyorlardı. Çang-sun-çing herkese sorular sorarak Türk boylarının ayrı ayrı kuvvetleri ve devletin durumu hakkında bilgi ediniyordu. Gök Türk devletinin iç durumunu iyice öğrendikten sonra Çin İmparatoruna bir rapor verdi. Bu raporda Türklerin hepsini birden yok etmek imkânsız olduğu için aralarına ayrılık sokarak yenmek gerektiği belirtiliyordu. Türklerden yılgın olan Çin imparatoru büyük bir sevinçle Çang-sun-çing”i çağırttı. Onu iltifatlara boğdu. Çinli casus Türklere karşı neler yapılması gerektiği hakkında birçok şeyler söylediği gibi imparatora Türkelinin bir haritasını da verdi. Düşün ve unutma!… 13 Ekim 1950 / Makale, Orkun Hüseyin Nihâl Atsız
Alıntı
"İki kent arasındayım: biri bilmiyor beni, öteki de artık tanımıyor." Sartre
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İki kent arasındayım. Biri bilmiyor beni, Öteki tanımıyor. Jean Paul Satre
Sosyal Algı
"İnsanlar tembel algılayıcılar ya da biraz daha cömert davranırsak bilişsel cimriler olarak tanımlanabilirler. Diğer insanları algılarken kestirmeden gitmeye ve enerjiden tasarruf etmeye çalışırız. Olası bütün bilgi parçalarını algılamaya ya da anımsamaya çalışmayız; olup bitenin açık bir izlenimini oluşturmak için ne gerekiyorsa yalnızca onu yaparız. " — Sosyal Biliş (Social Cognition) makalesinden...
''Zamanınızı kıymet bilenler için Sözlerinizi sizi gerçekten dinleyenler için "sevginizi de sizi gerçekten hakedenler için harcayın..
Alıntı
Gerçekten dinlemek ?...
Gerçekten dinlemek ilişkiye dinginlik getirmenin bir başka yoludur. Siz birisini gerçekten dinlediğinizde, dinginlik boyutu ortaya çıkar ve ilişkinin asli bir parçası haline gelir. Ama, gerçekten dinlemek nadir görülen bir beceridir. Çoğunlukla, bir kişinin dikkatinin büyük bölümünü onun düşünceleri kaplar. Olsa olsa, o sizin sözlerinizi değerlendiriyor ya da söyleyeceği bir sonraki şeyi hazırlıyor olabilir. Ya da o kendi düşünceleri içinde kaybolmuştur ve sizi hiç dinlemiyordur. Gerçek dinleme işitsel algıyı çok aşar. O uyanık dikkatin ortaya çıkışıdır ki bu sözcüklerin alınıp kabul edildiği bir mevcudiyet alanıdır. Sözcükler şimdi ikincil hale gelir, ikinci derecede gelir. Onlar anlamlı olabilir ya da bir anlam ifade etmeyebilir. Dinlediğiniz sözcüklerden, ne dinlediğinizden çok daha önemli olan şey dinleme eylemidir, siz dinlerken ortaya çıkan bilinçli mevcudiyet alanıdır. O alan sizin diğer kişiyle kavramsal düşünüşün yarattığı ayırıcı bariyerler olmadan buluştuğunuz birleştirici bir farkındalık alanıdır. Ve şimdi diğer kişi artık “diğer” değildir. O alanda, siz onunla tek bir farkındalık, tek bir Bilinç olarak birleşmişsinizdir.