Ah, kötülüğün ezgisi nasıl da uğulduyordu Kino'nun kulaklarında! Sıcağın sızıltısıyla, yılanların kuru takırtılarıyla iç içeydi. Artık geniş ve kapsayıcı değildi, sinsi ve zehirliydi, Kino'nun yüreği küt küt atıyor, bir başka ses, bir tempo katıyordu ona.
Sepetini doldururken de bir türkü yüreğindeydi Kino'nun, türkünün ritmiyse, tuttuğu soluktaki oksijeni tüketen yüreğinin güm gümleriydi, türkünün ezgisi boz yeşil deniz, devinen hayvanlar, hızla geçip giden balık sürüleriydi.
Kino eti aldı, işte orada dev inci, bir ay görkemiyle parlıyordu. Işığı tutsak ediyor, inceltiyor, gümüşsü bir parıltıyla yansıtıyordu. Bir martı yumurtası büyüklüğündeydi. Dünyanın en büyük incisiydi.
Ta beşikten mezara dolandırıldığımızı biliyoruz. Yine de yaşamayı sürdürüyoruz. Sen yalnızca inci alıcılarına meydan okumadın, bütün bir yapıya, bütün yaşam biçimine meydan okudun. Senin adına korkuyorum.
Sayfa 64 - Juan Tomas(Kino'nun abisi)·Kitabı okudu