Kino eti aldı, işte orada dev inci, bir ay görkemiyle parlıyordu. Işığı tutsak ediyor, inceltiyor, gümüşsü bir parıltıyla yansıtıyordu. Bir martı yumurtası büyüklüğündeydi. Dünyanın en büyük incisiydi.
Sepetini doldururken de bir türkü yüreğindeydi Kino'nun, türkünün ritmiyse, tuttuğu soluktaki oksijeni tüketen yüreğinin güm gümleriydi, türkünün ezgisi boz yeşil deniz, devinen hayvanlar, hızla geçip giden balık sürüleriydi.
Doktor, bu saz kulübeler topluluğuna hiç adım atmamıştı. Neden atsındı ki, kasabanın kerpiç evlerinde oturan zenginlere ayırdığı zaman bile yetmiyordu, işi başından aşkındı.