Mülk ve ebedilik yalnızca Allah’a aittir. Allah, nasıl ilâhlık ve rabbliğinde ortak kabul etmezse, aynı şekilde mülkte de ortak kabul etmez. Göklerin ve yerin, bu ikisi arasındakilerin ve yerin altındakilerin mülkü yalnızca Allah’a aittir.
Tevhid tüm evreni kuşatan bir din iken, Şirk ise yalnızca yeryüzünü ve yeryüzünde de yalnızca insan hayatını ilgilendiren “din”in adıdır. Şirkin ne olduğunu ve temel niteliklerini kavrayabilmek için insanın yeryüzündeki hayatının başlangıcına dönmemiz gerekecektir.
Allah ilk insan Hz. Adem’i yarattığı zaman onu “cennet”e yerleştirdi ve ondan eşi Havva’yı yarattı. Birçok yönleriyle meleklerden üstün kıldığı insana secde etmelerini emretti meleklere. Tüm melekler bu emri yerine getirdikleri halde İblis karşı çıktı.
“Andolsun sizi yarattık ve size şekil verdik, sonra da meleklere ÔAdem’e secde edin’ dedik de, secde ettiler, İblis dışında; o secde edenlerden olmadı. ÔBen emrettiğim zaman seni secde etmekten ne alıkoydu?” dedi. “Ben ondan hayıelıyım, beni ateşten yarattın, onu topraktan yarattın’ dedi.” (A’raf: 11-12)
Allah’ın evreni yaratmaya başladığı andan sonra ilk itaatsizlik böylece İblis’ten gelmiş oluyordu. O ana kadar Allah’ın tüm yarattıkları hiç bir karşı çıkmayı düşünmeden Allah’ın her emrini eksiksiz yerine getirmişlerdi; fakat insanın yaratılması ve tüm yaratıklarından üstün kılmasıyla birlikte evrende ilk başkaldırı ortaya çıktı. Burada asıl ilgimizi çeken İblis’in tavrıdır; “Ben ondan hayırlıyım, onu topraktan, beni ise ateşten yarattın” sözünde kendini belli eden tavrı.
Yalnızca Allah’tan korkan, başka hiç bir şeyden korkmaz; yılmaz, sarsılmaz. Çünkü, her şey Allah’ın elindedir. O dilemedikçe kimsenin yapabileceği bir şey yoktur.
İnsan hayatında Tevhid’in egemen olması, yani tam bir sulhün, sarsılmaz bir düzenin, adaletin ve hakkın yeryüzünde hakim olması, insanın, Allah’ın “Kitab”ından vahyettiği hükümlere uymasıyla mümkündür. Çünkü, insan da Allah’ın yarattığı bir kulu olarak O’nun çizdiği yoldan gitmek ve O’nun emirlerine itaat etmek zorundadır; yani tüm diğer varlıklar gibi tek ilâh, tek Rabb ve tek melik olarak O’nu kabul etmek zorundadır. Bu ise, “tek Allah’a ibadet etmek”, yani tek hüküm koyucu, hükmünde kimseyi ortak yapmayan ve emirlerine uyulup, yasaklarından kaçınılması gereken tek varlık olarak Allah’ı kabûl etmek demektir. Elçiler bunun için gönderilmiş, kitaplar bunun için indirilmiştir:
“Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat: 56)
“Andolsun, her ümmete “Allah’a ibadet edin, tağut’tan kaçının” diye bir elçi gönderdik.” (Nahl: 36)
İbadet kelimesi kişinin dinini ortaya koyan kelimedir. İnsan kimin emirlerine uyuyor, kimin koyduğu hükümlere baş eğiyor ve kimin çizdiği yoldan gidiyorsa ona ibadet ediyor demektir.
Rahmeti her şeyi kuşatan Allah, insanı gerekli nitelik ve güçlerle donattıktan sonra yine kendi haline bırakmadı. Önce, tüm insanlardan, yeryüzünde insan hayatı var oldukça yaşayacak tüm insanlardan söz aldı:
“Hani Rabbın Ademoğullarının arkalarından zürriyetlerini çıkarıp “ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye, Kıyamet Günü “biz bundan gafildir” dememeleri için kendilerini kendileri üzerine şahit tutmuştu ve “evet” demişlerdi.” (A’raf: 172)
Ayet açıklıkla ortaya koyuyor ki, tüm insanlarda Allah’ı bilme, tanıma ve O’na inanıp ibadet etme yeteneği ve özelliği vardır.