Göç tanımının bildiğim kadar basit olmadığını yeni fark etmiştim. Kendi yasaları, acımasızlıkları olan ‘göç’, ilk kez -kavram olma sünepeliğini üstünden atarak- çıktı karşıma… İşin içinde önce buluşmak vardı, sonra yola çıkmak, en önde uçup göğün karnına bir bıçak gibi saplanmak, havayı göğsünün altına alıp ehlileştirmek, rüzgarı ipek bir kumaşa dönüştürmek, daha sonra yorulmak, sona geçmek, çölün kızgın karnına birkaç mavi tüy feda etmek, belki dayanamayıp ölmek, geri dönmemek, arkada tutuşan ülke bırakmak, sona varmak, vardığın yerde dağılmak, yuva kurmak, üretmek, sonraki göç için yeni bir sürü yaratmak vardı…