Bazen insan, ne kadar kaçarsa kaçsın, sonunda kendisiyle yüzleşmek zorunda kalır.
Ben de öyle bir döneme geldim. Uzun zaman mükemmel olmaya çalıştım; doğru görünmeye, kusursuz hissetmeye, hata yapmamaya. Ama şimdi anlıyorum ki mükemmel olmaya çalışmak, aslında kendinden uzaklaşmanın başka bir biçimi.
Ne kadar dikkatli olursak olalım, ne kadar plan yaparsak yapalım, geleceğimizi garanti altına alamayacağız.
Hayat hiçbir zaman tamamen güvenli olmayacak.
Ve biz, bunu kabul etmeye başladığımız an özgürleşeceğiz.
Korkularımızın kaynağı çoğu zaman dışarıda değil, içimizdedir.
Yarın ne olacak diye düşünürken, bugünü yaşamayı unuturuz.
Bir savaş çıkar mı, bir felaket olur mu, sevdiğimiz biri bizi bırakır mı…
Bu soruların cevabı yok.
Ama belki de önemli olan, cevabı olmadan da yaşamayı öğrenmek.
Artık fark ediyorum: Herkese şüpheyle bakmak insanın içini yavaş yavaş kemiriyor.
Güvende olma isteği o kadar güçlü ki, sonunda güven duygusunu bile unutur hâle geliyoruz.
Hiçbir zaman yüzde yüz güvende olmayacağız — ne kendi ülkemizde, ne de sığındığımız başka bir ülkede.
Ama belki de asıl güven, bu belirsizliği kabullenmekte gizlidir.
Uzun zamandır başkaları için yaşadım.
Birinin beni sevmesi, bana değer vermesi, beni anlaması için kendimden vazgeçtiğim anlar oldu.
Şimdi anlıyorum: Kendinden vazgeçtiğin her an, yaşamaktan da biraz vazgeçiyorsun.
Artık birinin onayı olmadan da var olabilmeyi öğrenmek istiyorum.
Evet, zor bir dönemden geçiyorum.
Ne düşündüğümü, nasıl hissedeceğimi, neye inanacağımı bilmiyorum.
Ama belki de bazı şeyleri anlamanın yolu tam da bu karanlık dönemlerden geçiyor.
Çünkü acı da, belirsizlik de, yalnızlık da öğretmenlik yapıyor bize.
Belki hiçbir sınav sonsuza kadar sürmüyor.
Ve hiçbir güzellik de kalıcı değil.
Ama hayat, bu geçiciliği kabullendiğinde anlam