"Martin, kültür değil, meslek peşinde ve istediği meslek kültüre bağlı. Eğer kimyager olmak isteseydi kültüre gerek kalmayacaktı. Martin yazar olmak istiyor, ama bunu sana söyleyemiyor, çünkü o zaman hakkında yanlış düşüneceksin."
Bu yaptığını Ruth'a savunurken de, "Ben uzman değilim," diyecekti. "Olmaya da çalışmıyorum. Bir insanın ömrünün uzmanlaşmaya yetemeyeceği kadar çok konu var. Benim genel bilgiyi edinmem lazım. Uzmanların görüşüne ihtiyaç duyduğum zaman onların kitaplarına bakarım."
Aşkının hayal gücüyle onu fazlasıyla kutsallaştırmış, bedensel bir yakınlık kuramayacak ölçüde mukaddes ve ruhani kılmıştı. Onu uzaklaştıran ve kendine imkânsız görünmesini sağlayan, aslında Martin'in kendi aşkıydı. Arzu duyduğu tek şeyden, kendini aşkıyla mahrum etmişti.
Sonra hasret sancısı gibi bir anda uyanan kıpırtıyı, davet edilmeden gelen ve aklının aynasında beliren görüntüleri resme dökme arzusunu hissetti içinde. İşte bu! Sırrı ucundan yakalamıştı. Büyük yazarların, usta şairlerin yaptığı da aynen buydu işte. Onların birer dev haline gelmelerinin nedeni de aynı şeydi. Düşündüklerini, hissettiklerini ve gördüklerini nasıl ifade edebileceklerini biliyorlardı.