Berke

Berke
@ismimberke
sıkıcı kitaplar okur, sıkıcı filmler izler.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Avama dair
Türk halkının çoğunluğunu ihtiva eden kesimin; hiçbir sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklılık arz etmeksizin, ciddiye alınır bir yanı olmadığını düşünmekteyim. 1946 genel seçimlerinden beri bu ülkeyi halk çoğunluğunun seçtiği başbakanların kurduğu hükümetler ve onların atadığı bürokratlar yönet(em)iyor. Esas problemimiz, halkımızın ciddiyetsizliği ve ülke yönetimine olan lâkaydîyetidir. Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet gibi iyi niyetli şeylerin ilan edilmesinden sonra Türkiye'de esasen ciddiyet ilan edilmesinin unutulmuş olduğunu görüyoruz. Bu dünyayı, yaşadığı çevreyi, aynı vatanı paylaştıkları insanları, komşularını, çocuklarını ve eşlerini ciddiye almayan bir toplum ileriye gidemez. Bu dünyanın geçici olduğu, dolayısıyla burada neler olup bittiğini çok önemsiz olduğunu varsayan bu yaygın görüş, gün geçtikçe Türkiye ve benzeri ülkeleri geriye götürmektedir. Yakında tüm bu ülkelerin ayağından donunu alacaklar, o zaman da bu eleştirdiğimiz görüşte olanlar ne diyecekler, büyük bir merak içerisindeyim, oynat bakalım.
Bugünümüze ve inzivaya dair
Haber sitelerinde bugün de bir tane bile iyi haber yok. Cinayetler, kasten adam yaralamalar, yasadışılığın kol gezişi, mafyacılık ve diğer lümpen şeyler. Sanırım bugünün Türkiyesi, düşünen birisine hiçbir umut vaat etmiyor, aksine insanı intihara sürükleyen bir ümitsizliğe sebep oluyor. Biz bunları hak edecek ne yaptık, bilmiyorum ama mutlaka bir şeyler yapmış olmalıyız. Aksi halde bu ortamda ruhen sağlıklı kalabilmek, özgün ve orjinal düşünmek, "şeylere" kategorik tavırlar yerine analitik ve sorgulayıcı bir üslupla yaklaşmak gibi hakiki çabalarımızda daha az zorlanırdık. Görünen o ki: vaziyet fenadır. Ekonomi almış başını gidiyor, her gün, istisnasızca, her şeye zam geliyor. Ve tüm bunların sorumlusu olanlar hepimizden daha konforlu bir hayat sürüyor. Ayrıca halkın çoğunluğunun nasıl bir sefalet içinde yaşadığı ve orta sınıfın da gittikçe nasıl fakirleştiğiyle ilgili en ufak bir kaygıları yok. Çocukları en iyi okullarda okuyor ve bu çocuklar, ailelerinin ne gibi kötülüklere sebep olduğu konusundan da habersizler. İnsan durup durup düşündükçe, kendini dünyanın geri kalanından soyutlanmış, hatta kendi ülkesindeki diğer şehirlerden bile kopuk bir halde, kendi mahallesine sıkışmış gibi hissediyor. Şunu söylemek isterim ki galiba bu halde yapılacak en makul şey yok olmaktır, kayıplara karışmaktır. Her şeyden ve herkesten uzakta olmaktır en mantıklısı. Durmadan düşünüyorum, ve düşündüğüm şeylerin belli konular üzerinde yoğunlaşıp durmasından çok sıkıldım. Belki söylediklerim yeterince "bilgece" bir nitelikte gelmeyecek sizlere ama dürüst olmak istiyorum: Yaşadığımız topraklar yüzyıllardır uçan kaçan evliyaların, mucizeciliğin, kavga/dövüş ile bayat bir umutçuluğun beşiği halindedir. Halk gevşektir, uyuşuktur, hele sosyal medya sonrası iyice aptallamıştır: olmayan akıl ve
Düşünce