Bir kitleye dahil olduğumu bilinçli olarak 3-5 saniye düşününce ilk anladığım zaman bundan iki üç sene önceydi Eskişehir Sivrihisar hava gösterilerindeyken. SOLOTÜRK'ü izlerken alçak uçuş yaparak kalpleri gümleten F-16'nın akrobatik hareketleri ve o kudretli sesi, sunucunun Türk milletinin gururu, onuru ve şanlılığı hakkındaki tiradı, yanımdaki yüzlerce insanın kırmızı bayraklarıyla coşku dolu haykırışları derken, farkettim ki 'vur de vurayım' kıvamına gelmişim.
Kitle rastgele insan topluluğu anlamına geliyor. Bazen yıkıcı bir kuvvet, bazen kahraman. Baudrillard'a göre "insanı bezdiren bir suskunluk". Gustave Le Bon'a göre bir kitlenin en belirgin ve niteleyici özelliği bireylerin kendi bilinçli düşüncelerinden ve iradesinden sıyrılıp, genellikle bir liderin etrafında silikleşerek içgüdüleriyle harekete eden bir yaratığa dönüşmesi. Bu kitle telkinle ve yoğun tekrarla ikna edilebilir, hayalgücüne abartılı bir eğilimde ve akılla tartışmadan ziyade eyleme meyilli.
İşin vurucu kısmı şu aslında, tek tek bireylerin bilgin, cahil, bilim insanı, işçi, x ya da y olması farketmiyor. Ötekileştiriyoruz her fırsatta bilerek ya da bilmeden ama uygun atmosferde kolektif ruh ele geçiriyor kitleyi. Etkileniyoruz. Duygular ön planda olduğu için bir askerin ağlaması, bir bebeğin kıyıda cansız yatması hepimizi etkiliyor bir şekilde. Ünlülerin mağaza yağmalamasının arkasındaki psikoloji ile ( google.com/amp/s/m.habertu... ) katliamların arkasındaki psikoloji örtüşüyor. Yani seninle benim aramda o kadar da fark yok.
Son bölümlerden biri seçim kitleleri ile ilgili, bir adayın seçim kampanyasında kulağına küpe edinmesi gereken mini bir rehber gibi. Kelimelerin sihirli etkileme gücünden bahsediyor yazar, 'demokrasi,