İsmail Bayrakcı

İnsan sürekli değişim içerisinde duyguları, olaylara bakış açısı sürekli değişiyor. Bunu kendimize bakınca çok rahat anlayabiliyoruz ama karşımızdaki insanın da böyle olduğunu unutuyoruz. Geçmişine bakarak ön yargılı davranıyoruz. Birilerinin bizi yargılamasını, eleştirmesini, istemiyoruz fakat bunu başkaları için çok rahat yapabiliyoruz.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Herkes kendi zamanını yaşayıp gidiyor.
“Kırılmadan yaşamaz insan! Kırılmayan bilmez hayatın asıl gayesini. Önce kırılacaksın, sonra da kırmadan yaşamayı öğreneceksin.” Biz bu sözün tam zıttını yapıyor ve böyle yaşıyoruz. Birisi bizi kırdığında diğer insanlar da aynı şeyleri yapacakmış gibi hissedip tamamen sırtımızı dönüyoruz ve hissizleşip biz kırıyoruz.Bizi kırmayanları.
Kendime
Ne kadar zeki olduğumuzla övünüp, kimsenin bizi kandıramayacağını düşünüyor, her şeyi küçük görüyor, ve kötü düşüncelerimizle birlikte karamsarlığa batıyoruz.Ne sevgiyi tadabiliyoruz ne de olumsuzlukları unutabiliyoruz.Kibrimizle baş başayız. İnsanları eleştirmeyi çok iyi biliyor ama kendi ruh sağlığımız için kötü olayları unutmak ve hayattan zevk almak yerine, kabuk tutan yarayı kaşıyoruz. İnsanlarda kötü izlenim bırakmamak için diksiyonumuza, kelimelerimize dikkat ederken asıl anlamdan uzaklaşıp, sığlaşıyoruz. Bir şeyler için acele ederken aslında olduğumuz yerde kalıyoruz. Daha hiçbir zevki tatmış değiliz. Sevdiklerimizle sohbet edemeyip, yalnızlaşıyoruz . Yalnızlığın bataklığından kurtulmak ve hayatı doya doya yaşamak için ne kadar akıllı olduğunu, kibrini ve kendini beğenmişliğini bırakman gerekiyor. Hayat insana mutlu olabilmek için fırsatlar sunar, bunun için sadece “yaşıyor” olmak gerekli.
Mütevazi ol; saygınlaşırsın. Meraklı ol; öğrenirsin. Çalışkan ol; nasiplenirsin. Nazik ol; hatırlanırsın. Affedici ol; hafiflersin. Cömert ol; rızıklanırsın. Güvenilir ol; değerlenirsin. Kendin ol; mutlu olursun.