Geri Bildirim
  • Üzerine konuşulacak, yazılacak o kadar çok şey var ki, uzun zaman kendime gelemem herhalde. Her bir kelimesinden mükemmellik akıyor!
    Geceyi Anlat Bana, okuru kendine has rayihasıyla sarhoş eder, ıstırabın derinlerinden bir inci çıkarır.
  • Hiçbir şey işe yaramıyor, ben kendime yardımcı olmalıyım, yoksa biterim.
  • Ne zaman kitap okusam, kitabın insanı içine çeken kokusu ile o meçhul gizemli aleme dalıveriyorum. Zaten vicdansızlığın, cinayetin, riyakârlığın kol gezdiği şu fani dünyada kim yaşamak isterki. Bende hem vicdanları kuruyarak içleri kokuşmuş, sevgi göstermekten aciz insan robotlarının yaşadığı boğucu havadan kurtulmak, hem de kafamın içindeki o dayanılmaz gürültüden kaçmak  için kitapların yaşadığı alemi kendime mesken etmeye başlamıştım. Yine bir gün kitap alemine yolculuğa çıkmak istediğimde, Livaneli'nin Elia ile yolculuğunu duydum ve ben de bu iki münevver insanın arasına katılarak yola çıktım.

       Livaneli'nin "Kardeşimin Hikayesi", "Huzursuzluk" ve "Serenad" adlı her biri buram buram melal kokan kitaplarını okuyunca 'Elia ile Yolculuk' kitabını tereddütsüz okumaya başladım. Bu kitabı okurken New-york'da ünlü sinema yönetmeni ve kitap yazarı olan Elia Kazan'ın biyografisini okuyacak, aynı zamanda sinema yönetmeni, şair, kitap yazarı, şarkı besteleri yazan Ömer Zülfü Livaneli'nin hayatından kesitlere tanık olacaksınız. Sadece bu iki ünlü adamın yolculuğuna katılmakla kalmayacaksınız. Anadolu'nun çetin günlerinin geçtiği yolculuğa da katılacaksınız. Tehcir kanunu ile göç eden Ermenilerin çetin yolculuğundan mı bahsedeyim yoksa imzalanan Lozan ant. ile  Türk-Rum mübadele göçünün kimlerin hayatından neler aldığından mı bahsedeyim. Elia'nın yaşamının bir kısmı ile bu yıllara gidip gelmiş olacaksınız.

    Elia kazan  Rumların Yunanistan'a zorunlu yapılan mübadele göçünde giden ailenin 4 yaşındaki bir çocuğu idi. Kendisi ellerinin ve ayaklarının çizgileri ile koca bir çınar gövdesini andırıyor, bu çizgilerini oluşturduğu yılları New york'ta geçirmişti. Ama kendisi kendini bir Anadolulu gibi  hissediyordu. Bakın sevgili okur dostlarım bu adam sadece 4 yılını İstanbul'un Kadıköy ilçesinde geçirmiş. Buna rağmen Anadoluluyum diyor. Yurt bildikleri yerden zorla götürülmelerine rağmen bunu söylüyor ise gerçekten Anadolulu olsa gerek. Zaten bakın kitaptan cok beğendiğim bir alıntıyı da ekleyeyim burada da göreceksiniz nasıl seviyor bir zamanlar anasının babasının yaşadığı ülkeyi.

    Alıntı:
    “Ne zaman yola çıkacağımızı soruyor. İki güne kadar, diyorum. Önce Ankara’ya uçacağız sonra da uçak değiştirip Kayseri’ye. Olmaz diyor başını inatla sallayarak kesinlikle olmaz. Arabayla gidelim, uçak istemiyorum. Arabayla gidelim ki Anadolu’yu görebileyim. Ama çok uzak diyorum zaten yorgun ve bu seyahat için yaşlı olan adama Üzülüyorum onun için, aynı zamanda bir şey olacak diye korkuyorum.
    Arabayla elbette gidebiliriz, diyor. Böyle olmasını istemiyorum. Anadolu’yu hissedebileceğim bir yolculuk olmalı, uzun sürmeli , yavaş yavaş yaklaşmalıyız gideceğimiz yere.
    Erciyes Dağının başındaki karları uzaktan görmeliyiz. Sanki cennete gider gibi konuşuyorsun, diyorum. Kuşkun mu var, diyor. Elbette cennete gidiyoruz, Cennetin Doğusuna.”

    Bol keyifli okumalar dilerim sevgili okur dostlarım
  • Sen kendine kurguladın dünyayı, ben kendime sandım..

    Gülten Akın
  • "Acaba iyi bir şeyler olacak mı?
    Hayır,dedim kendi kendime.
    İyi şeyler birdenbire olur;
    Bu kadar bekletmez insanı."

    Oğuz Atay
  • "Ama benim için tek önemli şey, dünyayı sevebilmektir; onu aşağılamamak, ona ve kendime hınç ve nefret beslememek,ona, kendime ve bütün varlıklara sevgiyle, hayranlıkla ve huşuyla bakabilmektedir."
    Hermann Hesse
    Sayfa 143 - Can Yayınları