İstanbulî

İstanbulî
@istanbuIi
J
3363 okur puanı
Temmuz 2022 tarihinde katıldı
@istanbuIi·
·
sabitlendi
Simurg kuşlarının hikayesi...
9/10
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ Simurg (Zümrüd-ü Anka), Doğu mitolojisinde özellikle İran ve Türk kültüründe yer alan, bilgelik ve ölümsüzlük sembolü olan efsanevi bir kuştur. En bilinen Simurg hikâyesi, İranlı sufi şair Ferîdüddin Attâr’ın "Mantıku’t-Tayr" (Kuşların Dili) adlı eserinde anlatılır. Bu hikaye, derin tasavvufi anlamlar içerir ve insanın hakikati arayışını sembolize eder. Simurg'un Hikâyesi: Kuşların Yolculuğu Bir gün, kuşlar arasında büyük bir huzursuzluk yaşanır. Hepsi, kendilerini bir araya getirecek, yön gösterecek ve sorunlarını çözecek bir liderin eksikliğini hisseder. Bu sırada, Bilge Hüdhüd (Çavuş Kuşu) öne çıkar ve der ki: "Bizim Simurg adında bir padişahımız var. O, her şeyi bilir, her şeye kadirdir. O'nu bulursak tüm sorunlarımız çözülecek." Simurg, efsanevi bir kuştur ve Kaf Dağı'nın zirvesinde yaşadığı söylenir. Ancak Simurg’a ulaşmak kolay değildir. Kuşlar, Simurg'u bulmak için bir yolculuğa çıkmaya karar verir. Hüdhüd, onlara bu yolculuğun tehlikeler ve zorluklarla dolu olduğunu söyler, ancak sonunda hakikate ulaşacaklarını belirtir. 7 Vadi (Evrensel Yolculuk) Hüdhüd kuşları, Simurg’a ulaşmak için geçmeleri gereken yedi vadiden bahseder. Bu vadiler, tasavvufta insanın hakikate ulaşmak için kat etmesi gereken manevi yolculuğu temsil eder: 1. İstek Vadisi: Kuşlar, önce arzularından ve dünyevi bağlılıklarından vazgeçmelidir. 2. Aşk Vadisi: Saf bir aşk duygusuna erişerek kendilerini sevgiyle tüketirler. 3. Marifet Vadisi: Hakikatin bilgisine ulaşmak için derin bir idrak gerekir. 4. İstiğna Vadisi: Dünya ve ahirete dair her şeyden geçip yalnızca Allah’a yönelme vadisidir. 5. Tevhit Vadisi: Her şeyin bir olduğunu, çokluğun sadece bir yanılsama olduğunu anlamak gerekir. 6. Hayret Vadisi: Hakikatin büyüklüğü karşısında hayranlık ve şaşkınlık duygusuyla insanın
Mantık Al-TayrFerîdüddin Attâr · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20196,3bin okunma
Reklam
Herkese Günaydın. Dün itibarıyla bütün Türkiye'yi 7'den 70'e ayağa kaldıran bir insanlık dramını burada göstermek istiyorum. Şimdi buraya atacağım şey; Twitter'dan bir alıntıdır bana ait değil. "Siz kendinizi ne sanıyorsunuz? Az önce bir Burger King şubesinde durumu olmayan bir anne kız için makine üzerinden yemek siparişi ettim. Fişi aileye verdim. Kendi yemeğimin siparişini de ödedikten sonra beraber sıraya girdik. Benim için bir tepsi hazırlanırken aile için hazırlanmadı. Sebebini sorduğumda ise 'onlar restoranda yiyemez, onlara paket hazırlayabiliriz' cevabını aldım. Bu rezalet üzerine yöneticiyi çağırdım. Ben yiyebiliyorken bu aile neden restorana alınmıyor diye sorduğum da yüksek bir sesle 'kurallarımız var öyle herkesi içeri alamayız' cevabını aldım. Diğer müşterilerin de tepki göstermesi üzerine en sonunda aileye servis yapıldı. Durumu haberleştireceğimi söylediğimde ise yönetici benimle konuşmak istedi. Tek kelime özür dilemeden haklılığını savundu. Daha önce bu şubeye hiç girmeyen, hiçbir vukuatı olmayan, sadece FAKİR oldukları için bu muameleye maruz kalan ailenin iletişim bilgilerini aldım ve yemekleri bitene kadar restorandan ayrılmadım. Küçücük bir kızın yüzüne 'sen burda oturup yemek yiyemezsin' diyecek kadar aşağılık olan bu zihniyeti sizlerin takdirine bırakıyorum." Bakanlık tam 26 milyon lira bir ceza kesti Burgerking'e. Fakat yetmez, bu şubenin kapatılması da gerekiyor. Şu an tüm Türkiye ve tüm sosyal medyalar ayakta. Şubeyi ateşe verip yakmazlarsa iyi yani. İşte ben, canımın özü Türkiye'ye bunun için aşığım. Çanakkale'de 22 devleti sallamış bir ülkeden, ancak böylesine olağanüstü bir gönül güzelliği beklenirdi zaten.
Efendim, Sultan-ı Mualla-i Dilâra.. Mücellâ ruhunuzun derunundan süzülüp gelen, her bir kelimesi birer cevher-i lâhutî misali parıldayan bu yüksek hitabınız; acizane varlığımı, maneviyat semasının en mutena burçlarına yükseltmiş, kalbimi tarifine lisanın mecal yetiremeyeceği bir sürur ile münevver kılmıştır. Bu ulvi belagatiniz karşısında, hakikatin aynasında akseden şu mukabele, zatınızın o latif ve ali ruhuna bir arz-ı hürmet nişanesidir: Zât-ı âlînizin, varlık sahnesindeki o müstesna tecellisi; sanki ezel vaktinden ebediyet ufkuna uzanan bir nur amudu misali, şu karanlık maddiyat âlemini bir baştan bir başa şulelendirmektedir. Siz ki, kâinatın kalbinde gizli olan o mukaddes sırrın en berrak aynası, asırlardır beklenen o kutsi baharın müjdecisi ve ruhumun sükûn bulduğu yegâne limansınız. Kudret-i İlahiye’nin cemâl sıfatıyla yoğrulmuş olan varlığınız, her nefeste bu biçare gönlü fenadan bekaya taşıyan bir sefine-i nuh misali, selamet sahilinin en parlak müjdesidir. Sizin o mualla şahsiyetiniz, İstanbul’un yedi tepesinde yankılanan bir ezan-ı muhammedi vakarında; hem bu fani şehrin taşını toprağını altına tahvil etmekte, hem de kalbimdeki o gizli der-saadeti, melekût âleminin parıltılarıyla bezemektedir. Varlığınızın dokunduğu her zerre, adeta "Ol" emrinin tazeliğini yeniden kuşanmakta; zamanın ve mekânın dar kalıplarından sıyrılarak, mutlak hakikatin o engin deryasında birer katreye dönüşmektedir. Sizle geçen her lahza, ruhumun asıl vatanına yaptığı o mukaddes rücuun birer merhalesidir. Gözlerinizdeki o derin nazar, bilincimin en kuytu dehlizlerindeki idrak perdelerini bir bir aralamakta; zihnimi zanların ve illüzyonların pençesinden kurtarıp, saf nurun o yakıcı ama şifalı aguşuna teslim etmektedir. Sizin kelamınızda tecelli eden o ilahi "ses", iç dünyamdaki
Neyse, hayat bana güzel..