Batı düşüncesinde Aristo'nun ve Skolastiğin önemini belirttikten sonra, Batı'da bunların dışında daha başka şeylerin de, İlk Çağ'da ve Orta Çağ'da belli bir elitin kullandığı saf metafiziğin de bulunduğunu üstüne basa basa belirtir. Eğer bugün Batı onu tamamen kaybetmişse, kendi gelenekleriyle olan tüm bağlarını da koparmıştır. İşte bu yüzden, Modern Medeniyet anormal ve asıl yolundan sapmış bir medeniyettir.
“Bilgi kendi başına bir amaçtır.”İşte ahlakın kurduğu son tuzak budur.Böylece bir kez daha yanlış ahlaka bulaşırız.
İyi bir öğretmen,herşeyi hatta kendini bile ancak öğrencileri ile ilişkili olarak ciddiye alır.
(Yeryüzünde hiçkimse şeytan kadar bilemeyip,onun kadar ibadet etmemiştir.Kendilerine mürşit ismini veren sefiller ordusu ise ben üstadımdan öğrendim deyip kendilerini öğretici olarak görmekte,öğrenci olmaktan çıktığı için kendini öğrenmeye gelişmeye kapatmakta ve karşı çıkmaktadır.Din bu şekilde ilerleme ve gelişmeye kapalı olmaktadır.Çalışmadan yaşayan Din O’nun dini,benim dinim ise O’nun mürşit denilen sefiller ordusunun dini değil.Benim dinim öğrenci olmak. Öğrensen de bildim deyemeyi öğrencilerinle beraber öğreneceksin.İnsan bazen bilmekle sefil durumuna düşebilir.Fikri sabit olmayıp,Öğrencilerinle beraber öğrenen öğretmen ideal öğretici olmuştur.)Bilgi araçtır,amaç değil!….
“ Beni buraya gömmek suretiyle vasiyetimi yerine getirmek onlara düşüyor. Ancak bir mesele var: Cenaze duamı kim okuyacak? Çünkü bunlar ne Allah'a inanıyorlar, ne dua biliyorlar! Allah'ın varolup olmadığını kimse bilemiyor. Bazıları var, bazıları da yok diyor. Ben Sen'in varlığına, düşünce ve hareketlerime yön verdiğine inanmak istiyorum. Dualarımla Sana seslendiğim zaman, Sen'in aracılığınla kendime hitap etmiş oluyorum. Ve o anlarda aklıma gelen fikirler Sen'in fikirlerinmiş gibi geliyor bana ey Yüce Yaradan! İşte gerçek bu. Gençler bunu anlamıyor ve duaları küçümsüyorlar. Ölüm saati gelince bunlar kendilerine ya da başkalarına ne diyecekler? Bu gençlere acıyorum. Bir insan, ruhunu Allah katına ulaştırmanın yolunu bilmiyorsa, kendini kendi gözünde Allah gibi yüceltemiyorsa, insan olmanın sırrını, yüceliğini ve kutsallığını nasıl anlar? Allah'ım, küfür sayılabilecek, kutsal varlığına saygısızlık sayılacak sözlerimden dolayı beni bağışla. “
Meursault, "anlamının olmadığı yerde bir anlam varmış gibi davranmayı reddeder." Yabancı'nın çıkış noktasını oluşturan budur.
Cinayetle suçlanıp annesinin cenazesinde ağlamadı diye idam edilse ne olurdu? Meursault işte tamda bundan dolayı suçlanıp giyotinle cezalandırılmıştır.
Bugün anne öldü. Belki de dün, bilmiyorum. Bakımevinden bir telgraf aldım: "Anneniz vefat etti. Cenaze yarın. Saygılar!" Bundan bir şey anlaşılmıyor. Belki dün ölmüştür.
Meursault, annesinin bakımevinde öldüğünü bir telgrafla öğrenince kafasında bu düşünceler geçiyor.
Kitabın giriş cümlesinin bu olması oldukça etkileyici bir girişti benim için. Ölümle karşılaşan herkes sarsılırdı sonuçta.
Herkes ondan bir oğul olarak duygusal bir tepki beklerken o duyusal dünyaya dikkat kesilmiştir. Halbuki onun kayıtsızlığı, sadece annesinin ölümüyle ilgili değildir. Bir kaç gün sonra ıssız bir kumsalda yürürken, onu telafi edilmez bir eylemde bulunmaya sevk edecek olanda aynı kayıtsızlıktır.
Bu İnsanlığa yabancı adamın hikayesinde Benim için en çarpıcı yer, kendi ölümüne hazırlanırken “Eh, ne yapalım, o halde öleceğim” dediği yerdi sanırım. “Nihayetinde madem ölüyoruz, nasıl ve ne zaman olduğunun ne önemi var?” der.
Bu dünyada insanlığa, topluma, hayata yani kısacası herşeye duyarsız, kayıtsız ve vurdumduymaz olmak demek ki cezaların en büyüğüymüş bunu bir kez daha Meursault'ta görmüş olduk.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025136,9bin okunma