İnsanlara bir son nokta koymanın her zaman için çok erken olduğunu düşündüğümüz doğru olmadığı gibi, en uygun anı asla bilmediğimiz de doğru değil her zaman, çünkü bir an gelir, kendiliğimizden şöyle deyiveririz: "Tamam, tamam artık. Yeter, daha fazlasına gerek yok. Şu andan itibaren olacaklar, bundan daha kötüsü, bir düşüş, karalama, lekeleme olacak." Ve o an gelir, şunu kabullenme cüretini gösteririz: "Vakit geldi, bizim için de olsa geldi işte."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Her şey bir hikayeye dönüşür ve aynı kürenin içinde yüzer gezer bir hale bürünür, o zaman işte gerçekten olmuş olanla kurmaca olan arasında bir fark kalmaz. Her şey en nihayetinde bir anlatıdan ibaret olur ve dolayısıyla insanın kulağına aynı şekilde gelir, gerçek dahi olsa kurmaca gibi.
Sevdalıların aşırılıkları kabul edilir, hepsi değil elbette ama kimi durumlarda çok sevdalı olduğunu söylemek, ya da başka gerekçelerden kurtulmak için ona sahip olduğunu söylemek kafi gelir. "Onu o kadar seviyordum ki, ne yaptığımın farkında değildim," denir, insanlar da sanki herkesin bildiği bir duyguymuş gibi, onaylar. "Onun için ve onun uğruna yaşıyordum, yeryüzünde başka kimse yoktu, ne olursa olsun feda edebilirdim, gerisi gözüme görünmezdi," ve böylelikle pek çok soysuz ve aşağılık eylem anlaşılır hale gelir ve hatta affedilir bile.
Bu başta hiçbir beklentisi olmayan, sonunda talep etmeye başlar, mütevazılık ve fedakarlıkla yaklaşan, sonunda bir diktatör ve ikon parçalayıcı olur, sevdiği insanın gülüşü, öpücükleri ve ilgisi için dilenen kişi onu yalvaran ağırbaşlı taraf olur ve sırf aradan geçen zaman sayesinde, boyun eğmiş o insan esirgenir bu kez ilgi ve öpücükler. Zamanın akıp geçmesi herhangi bir fırtınayı yoğunlaştırır, başlangıçta isterse ufukta küçücük bir bulut dahi olmasın.