At vuruldu; içim paramparça rüveyda
gölgelerin ardına sakladım kusurumu
sen orda kayıtsızca gülümsüyor gibisin
ben burda damla damla eriyip akıyorum
yine de, çiğnetemem kimseye gururumu
istenmediğim yeri sessizce terkederim
hatıra kalsın diye bırakır da ruhumu
mahzun bir derviş gibi boyun büker, giderim.
Hangi çağın gelişidir bilmem, gülüşün
soluk bir dünyanın mezarlarına
gömerek gurbetimi
kapadı karanlığa Yesrip, kapılarını
meydan okuyuşun çağın ordularına
bilmem hangi mevsimin başlangıcıdır
doruklardan öte hevese doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru
RAİSSA
Raissa kapa gözlerini
Ve hayal et rengarenk bir dünyayı
Tahtadan atlı karıncaları
Çocukların sevgiyle uçurdukları uçurtmaları
Raissa çocuklar seni çizmiş göğe
Dokunuş seni narin elleriyle tatlı tebessümlere
Umut olmuşsun, hasret olmuşsun
Taptaze sevgi kokmuşsun masum yüzlere
Raissa, güneş gibi doğdun ufkuma
Her dinlediğim şiirde rastladım sana
Okuduğum her kitapta ismin çıkar karşıma
Raissa güneş gibi doğdun ufkuma
Olmak ya da olmamak. İşte bütün mesele bu!
Hangisi daha asilce?
Kahpe feleğin sapanına, oklarına zihninde katlanmak mı,
Yoksa dertler denizine karşı savaşıp yenilmek, tüketilmek mi?
Ölmek, uyumak... Hepsi bu kadar.