Fransız düşünür Jean Baudrillard'ın demesiyle kapitalizmin dayattığı gibi yaşamak; paranın ve çıkarın ritimlerine uymaya istekli olma durumu insanlığın içini boşalttı.
Küresel egemen güçlerin kitle iletişim araçlarıyla sunduklarının ötesini göremez hale gelen insan, "zombi" olup çıktı. Böylece insan, bilincini / akılcılığını, gerçeği kurgudan, doğruyu yalandan ayırma yeteneğini kaybetti.
“Dersim'in adı uzun yıllar “Daranalis” olarak kaldı. Bu ismin, MÖ 519'da Doğu Anadolu'yu fetheden Pers Kralı Dara'nın adından kaynaklandığı ileri sürülüyor.
Neoliberalizm insanı üretici kimliğiyle değil, tüketici rolüyle tanımlıyor!
Çoğunluk sosyal statü kaybına uğramamak için sürekli (giysi, konut, araba vs.) tüketiyor, paraları yetmezse borçlanıyor.
Örneğin Çanakkale'de ormanların katledilmesine yol açan yabancılara maden iznini bu kafa verdi. Bu anlayışın kökü 1861'de yatıyor. "Kim izin verdi?" sorusunun yanıtı belli. kendi ülkesinde tek ağaca kazma vuramayan Kanadalı şirketler, Anadolu'da insanımızın mezarını kazdılar. Kirazlı, Ağı Dağı, Çamyurt'ta orman katledildi. Kapitalizmin ikiyüzlülüğüydü bu.
Kanuni Sultan Süleyman, şair ve âlim süt kardeşi Yahya Efendi'ye sordu:
"Bir devlet hangi hallerde çöker?"
"Sultanım bir devlette; zulüm, haksızlık şayi olsa (yayılsa), işitenler neme lazım deyip uzaklaşsalar; sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yerse, bilenler bunu söylemeyip sussa, gizleseler; fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin feryadı göklere çıksa ve bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Ardından devlet hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlal de (yok oluş) böylece mukadder hale gelir..."
Devlet sadece bir siyasi partiye dönüşerek, destekçisi olmayan ötekilerin duygularını / düşüncelerini / değerlerini hesaba katmayarak ülkeyi iflasa / yıkıma sürükler...
Devlet değil, kabile olmaktır bu!