Cennete giren ama girdiği yerin cennet olduğunun farkında olmayan birini düşünüyorum. Kaygıları, gerçekleştirmek istedikleri var. Çok meşgul. Demirin gürültüsü, kılıçların şakırtısı eşlik ediyor ona.
Hayat hiç durmadan akar. Yakalamak imkansız. Kalbimizin sütunları arasından bir kuş gibi geçiveriyor önümüzden. Ancak pek nadir çıkabiliyoruz bu yaşamın seviyesine; oysa o, bizim ne kadar yüksekte olduğumuzu dert etmiyor ve bir saniye olsun vazgeçmiyor, bizi ve bizim gibileri canileri lütuflarına boğmaktan.
beyaz peynir, rakımız olsa, hiç arabesk, hiç trafik gürültüsü olmasa… Bilmem kendimizi daha başka duyar mıyız… Yoksa böylesi bir özleme alıştık mı? Böylesi bir bölünmenin acısını severek mi çekiyoruz.