"Gam yüze vurmuyor."
Kendi acılarımız ve kederlerimiz yüzümüze vurmuyor ve açıkçası vurmasını da istemiyoruz. Hâl böyle olunca çevremizde rastladığımız gamhane dolu gözlere merhametle bakabilmeyi öğreniyor ve acısını acımız biliyoruz. Kendimizden bir yakınlık görüyoruz. Acımızı, bir başkasının yüzünde gizleme fırsatımız oluyor. Kendi tesellimizi bulamayınca, bir başkasını teselli etme kudretine nail olabiliyoruz. "Hâkkı vardır şad olanın, herkesi şadan bilir" diyen Fuzuli'nin aynaya yansıyan aksini görebiliyoruz. Acım var diyen herkes kardeşimiz, ahbabımız olabiliyor. Acı, hastalık, ölüm... tüm bunlar insanı insan yapan hallerdir. Tüm bu kederli anlarda yalnızca görebiliyoruz zavallılığımızı ve kimsesizliğimizi . Tam bu esnada işte, iki şey unutulmaz oluyor. Biri acımızı bizimle paylaşan , diğeri, acımız olan.
Hangi dağ efkârlıysa oradayız,
Perişan edilen her şey bizimdir.
Kapat kapıyı, televizyonu, dünyayı. Vıjık ve torik, beleş demogoji, boş ahlak. Kapat şu dünyayı. Kötü kalpli başrol oyuncularını onun; kapat ve bittabii ki beni de, beni de kapat. âh ki beni de köpekler yesin; dünyaya yakışmaya başlayan beni.