Hepimiz birbirimizi dinleseydik, belki hiçbirimiz bu kadar eksik kalmazdık.
Lakin biz, birbirimizi dinlemeyendik.
Duymayan.
Görmeyen.
Sahip çıkmayan.
Ve en sonunda, birbirini yok eden.
Altı kişilik bir zincirdik ama her birimiz farklı yönlere kopmuştuk. O zinciri tutmaya gücü yeten tek bir kişi vardı. Her defasında aramızdaki boşlukları doldurmaya çalışan, biz paramparça olurken bizi bir arada tutmaya direnen, ne kadar yaralı olursa olsun, ne kadar yalnız kalırsa kalsın vazgecmeyen...
Ona Bronz derlerdi.
Çünkü aşk, kalbi ele geçirir; intikam ise ruhu fethederdi. Biri seni yaşatır, diğeri seni öldürürdü. İkisi birleştiğinde, bütün imparatorluklara diz çöktürürdü.
"Bileğine yaptığım dövme, benim kalbimdi Minel; kırılmış olması, bir şeylere yetmemesini ve bozuk çalışmasını simgeliyordu fakat bunların dışında beni sana daima hatırlatsın diye yaptım onu. Ve boynundaki kolye senin daima parlak olan o kalbini simgeliyor; sağlam, yerinde, hatasız, narin. Ne olursa olsun dinle onu, parmaklarınla ilk önce dövmene dokun ve bu adamı hatırla, ardından kolyeni avcunun içine al, ona göre hareket et, olur mu? İyi ki doğdun, her ne olursa olsun sen benim ailemdin, kaçışlarımdın, dostumdun, çocukluk arkadaşımdın, gülümsemelerimdin." Geriye çekildiğinde göz göze geldik ve ağladığını fark ettim. "Ve şimdi ailem değilsin ama farklı bir hayatı yaşasaydık harika bir aile olurduk; ve şimdi kaçışlarım değilsin ama başka bir hayatta senle her yere kaçabilirdim; ve şimdi dostum değilsin ama dostlarımdan daha yakınsın; ve şimdi çocukluk arkadaşım değilsin çünkü büyüdük ama geçmişe gitsek yine senin olmanı isterdim, bütün yaşadıklarıma rağmen. Şimdi gülümsemelerim değil gözyaşlarıma dönüştün ama yine bütün bunların yaşanacağını söyleseler göz yumar, gözyaşlarım olmanı isterdim. İşte bu yüzden, benim için iyi ki doğdun Minel."