• "Göğe bak İzmir Ege seni özledi"
  • Son yıllarda Atsız ve özellikle 1944 davasıyla ilgili ciddi yayınların olduğu hepinizce malumdur. Bu yayınlar arasında ise özellikle, Ahmet Bican Ercilasun, Nergishan Tekin, Yavuz Bülent Bakiler, Ozan Karabulak, Hayri Yıldırım, Talat Ülker, Cihan Özdemir'in çalışmaları dikkat çekicidir. Listeyi daha uzatmak da mümkündür.

    Aklınıza hemen şu sorunun geldiğini düşünmekteyim. O halde bu kitap neden? Bu sorunun iki cevabı var:
    İlki, bugüne kadar Atsız denilince akla öncelikli olarak hep 1944 davaları gelmiştir. Evet, 1944'te yaşananların Türkiye'deki Cumhuriyet dönemi, Türkçülük tarihinin en önemli kilometre taşı ve tarihi olarak her sene 3 Mayıs'ın Türkçülük Bayramı olarak kutlanmasına vesile olduğu tartışılamaz. Ama, yine Türkiye'deki Türk milliyetçilerinin birlik beraberliğini göstermesi ve yetmişine merdiven dayamış ve rahatsızlığı vaki olan Atsız'ın cezaevine konulması da, kanaatimce 1944 kadar önemlidir. Belki 1944 davasında yer alanların bir kısmının hatıralarını yazmış olması, bazı isimlerin daha sonraki yıllarda da Türkçülük için verdikleri mücadelenin gözle görülür başarı ve neticelerinden
    dolayı, 1944'te yaşanan ve tarihe Turancılık davası ismi ile geçen duruşmalar bu şahıslar sayesinde aktüel halde tutulmuştur. Ama son mahkumiyet davasında yaşananlarda Atsiz'la birlikte yargılanan sadece Mustafa Kayabek'in olması belki aktüelliğini önlemiştir. Bu da bizim böyle bir çalışmayı hazırlamamıza vesile olduğu gibi, en azından devlet arşivlerinde kayıt altına alınan vesikaları bir araya getirmenin de önemli olacağını düşünmemize sebep olmuştur. Gerçi dava açısından önemli olan vesikaların bir kısmı gerek Ercilasun ve gerekse de Tekin tarafından zikredilmiştir.
    Ancak burada hemen bir parantez açmakta da yarar var. Şu ana kadar Atsız’ın kendi makalelerinde de yazılı önerge verdiği şeklinde adı geçen CHP İstanbul Milletvekili Reşit Ülker'in adı herhalde sehven geçmiştir. Zira bizden önce metin içinde çalışmalarından bahsettiğimiz araştırıcılardan hiçbirisi böyle bir önergeye ulaşamamışlardır. Dolayısıyla biz bunun büyük bir hata olduğunu ve Ülker'in böyle bir önerge vermediğini net olarak ifade ediyoruz. Çünkü burada ciddi bir bilgi kirliliği olduğu, ancak aynı günlerde bir önerge değil ama 126. Birleşimde Diyarbakır TİP Üyesi Tarık Ziya Ekinci İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı çerçevesinde söz alıp konuşurken, konuşma metninin arasına Atsız'ı ve Ötüken dergisini sokuşturarak gündeme getirdiği görülmektedir. Bu metni de ilerleyen sayfalarda okuyabilirsiniz.
    Yine tespit ettiğimiz isim olan Ekinci'nin sonraki yıllarda kaleme aldığı eserler ve hatıraları da dikkatlice incelenmiş ve konuyla ilgili kısımlar metin içinde değerlendirilmiştir. Ekinci'nin Meclis'ten uzaklaştıktan sonra kaleme aldığı eserlerde bir gerçek de net olarak ortaya çıkmıştır. Bu gerçek de bazı aklı evvellerin araştırmadan zikrettikleri ve doğu mitingleri olarak tarihe geçen olayların müsebbibi olarak Atsız’ın kaleme aldığı ve ilki Nisan 1967 tarihinde yayınlanan Konuşmalar 1 adlı çalışması olduğunu yazabilmiş olmaları dikkat çekicidir. Ancak Ekinci, Doğu mitinglerine, aynı zamanda tertipçilerinden biri olması yanında partisi adına katılmış biri olarak, Silvan mitingiyle başlayıp yıl içinde muhtelif şehirlerde bu mitinglerin devam ettigini zikretmiş ve bu mitinglerin yoksulluğu protesto için yapıldığını itiraf etmiş dolayısıyla bu tarafımızdan bir nevi itiraf olarak değerlendirilerek Doğu mitinglerinin Atsız'ın makaleleri ile alakalı olmadığını belgelemiştir.

    Yine meseleyi araştıranlardan Ismail Beşikçi de Eylül 1967-Kasım 1967 tarihleri arasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun çeşitli yerlerinde ve Ankara’da yapılan "Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun geri kalmışlığını protesto eden mitingler"i, toplumların genel gelişim kanunları açısından ve bölgenin sosyo-ekonomik yapısı içinde ele alıp değerlendirmiştir." Bu mitinglerin Diyarbakır (16 Eylül 1967), Silvan (24 Eylül 1967), Siverek (1 Ekim 1967), Batman (8 Ekim 1967), Tunceli (15 Ekim 1967), Ağrı (22 Ekim 1967) ve Ankara (19 Kasım 1967) olmak üzere yedi miting olduğunu, bir de Erzurum (12 Kasım 1967)da bu mitinglere karşı “Anadolu Şahlanış Mitingi”, yapıldığını zikretmiştir.

    Ayrıca, Atsız'ın serbest kalmasından hatta vefatından sonra da yine Meclis'te Atsız'ı ağzına alan bir vekilin o kürsüden utanmadan "gebermediyse gebersin!" gibi cümlelerle Atsız'ın şahsiyetinde Türkçülere kin kusan konuşmasının da ilgili kısmı yine tarafımızdan ilk defa tespit edilmiş ve aynen verilmiştir.

    Böyle bir çalışmayı kaleme almamızın ikinci sebep ise, bizim özel hayatta yaşadığımız bazı hususlardan kaynaklanmaktadır. Burada belki yeri olmamakla birlikte 2011 sonrası FETÖ terör örgütü ve onun Balıkesir Üniversitesi'ndeki elemanlarına karşı verdiğimiz mücadelenin psikolojik uzantılarının şehirde hâlâ devam ettiğini tespit etmem ya da kripto, uyuyan örgüt üyesi -adına ne derseniz deyin- FETÖ mensubu güçlerin Balıkesir'de hâlâ aktif olmalarını iddia etmem de söz konusudur. Zira adı milliyetçi olan sivil toplum örgütlerinde görev yapan görüntüsünün milliyetçi, perde arkasının ise artık, farklı olduğunu düşündüğüm şahısların bizimle doğru dürüst temasları dahi olmadığı halde, küçük ve dünyalık ikballer peşinde koşarak hakkımızdaki dedikodular ile şehrin salonlarında bize uyguladıkları ambargo 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminden yıllar sonra da ne yazık ki kalkmamış halen devam etmektedir. Bu cümlelerimin birilerini suçlama maksadı ile yazılmadığının aksine vakıanın bir nevi tespiti olduğunu özellikle vurgulamalıyım. Bu cümlelerle kendileri kastedilmediği halde “acaba beni mi ima ediyor" şeklinde düşünenler çıkabilir. Onları da zan altında bırakmamak için iki hususu daha izaha ihtiyaç vardır.

    Birincisi, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi'nden meslektaşım Prof. Dr. Erkan Göksu 2018 Kasım ayında Balıkesir’e bir konferans için gelmişti. Konferans sonrası 20-30 kişi bir çay ocağında çay içip geç vakit dağılmış idik. Orada şahsıma “Hocam bir konferans da siz verir misiniz?" dediklerinde “Irkçılık İle Ümmetçilik Arasında Sıkışan Türkçülük adı ile hemen Aralık ayında olabilir.” dedim. Olmadı. Daha sonra o akşam konunun şahidi olan bir arkadaşımı malum şahıslara göndermeme rağmen bugüne kadar böyle bir konferansımız Balıkesir'de maalesef gerçekleşememiştir.

    İkincisi ise, Ağustos 2019'da çocukluk arkadaşım ve aile hekimi Dr. Necdet Önsöz'ün aracılığı ile Aralık ayında Balıkesir’imizin değerli romancısı Metin Savaş ile Atsız için birlikte bir panelde konuşup konuşamayacağım sorulunca, hiçbir tereddüt göstermeden ve düşünmeden “konuşuruz” dedim. Ve uzunca bir süredir üzerimde zaman zaman balyoz etkisi yapan malum terör örgütü zihniyetinin psikolojik uzantılarının artık kırıldığını düşünüp gelenlere karşı mahcup olmamak maksadı ile yaklaşık 3 ay nerede ise elimdeki her işi bırakıp, Atsız ile ilgili başta yukarıda isimlerini zikrettiğim kitapları tekrar okumaya ve bir konuşma metni hazırlamaya başladım. Necdet Bey ile de hemen hemen her hafta görüştüğümüz için olumsuz bir gelişme gözükmüyordu. Hatta “7 Aralıkta mi, 14 Aralıkta mı olsun” konusuna kadar geldik. Ona da “salon hangi tarihte uygunsa olur, problem yok her iki tarih de olur, konuşuruz” dedim. Benimle bir kez bile görüşmeyen, Necdet Beyi aracı olarak kullanan bu sivil toplum örgütüne de, bizim iyi niyet göstermemiz bir işe yaramadı, sebebini bugün de bilmediğim bir rüzgâr esip Kasım ayı sonunda yine Necdet Bey vasıtası ile programın iptal edildiği söylendiğinde, doğrusunu söylemek gerekirse şaşırmadım. Necdet Beyi de üzmemek için "sıkma canını" dedim. Maalesef etrafımızda, taşıdıkları etiketin ve koltuklarının bir şey olduğunu, o koltukların onları bir yerlere götüreceğini, belki vekillik, belediye başkanlığı, ya da hiç olmazsa belediye meclis üyeliğine razı olacaklarını sandığım, görüntüde milliyetçi olduğu mesajları veren, ama maalesef gerçekte ise "milli etçi" olmaktan öte gidemeyen o kadar çok unvan sevdalısı var ki, bir şey diyemiyorum,

    İşte elinizdeki kitap bir panel için hazırlık yaptığım dönemde, yukarıda zikrettiğim daha ziyade Ahmet Bican Ercilasun ve Nergishan Tekin'in kitaplarında geçen bazı belgeleri Arşivde görme merakımla başladı. Sonra da, Atsız'ın son davası üzerine müstakil çalışma olmadığını görünce, hem gelecek nesillere o günkü Türkçülerin cesaretini göstermek, hem de günümüzün kaypaklarını kıyaslamalarına vesile olmak ve havanın kararması ile gizli buzlanmaların sürekli olacağını zanneden, güneşin bir daha doğmayacağını, sanki baharın hiç gelmeyeceğini düşünen "yufka yüreklilerle çetin yolların aşılamayacağı” mesajını da vermek hedeflenmiştir.

    İnanıyorum ki, özellikle genç, pırıl pırıl Türkoloji öğrencileri için resmi arşiv vesikaları ve bazı hatıraların bir araya getirilmesi faydalı olacaktır. Tabi çalışmaya mahkeme sürecine ve davanın açılmasına sebep olan yazıları vererek başladım. Sonra, Savcının suç unsuru bulamaması üzerine başta Ankara olmak üzere bazı şehirlerde ve Cumhuriyet Senatosu kürsüsünde Atsız aleyhine yapılan girişimler sonucu açılan dava ve Büyük Türkçü'nün tutuklanması ile neticelenen dava süreci. Ardından gerek Cumhuriyet senatosunda, gerekse başta üniversiteler olmak üzere sivil toplum örgütlerinin Atsız için başlattıkları girişimleri, bazı şahısların bireysel mücadelesi ve nihayetinde de sağlık raporları ve Atsız'ın Cumhurbaşkanı tarafından affı ile neticelenen vesikalar bir araya getirilmiştir.
  • Şimdi de gazetelerde okuyoruz: Musolini atıp tutuyormuş. Şarka, Asya'ya
    genişlemek istiyormuş, filân... Hepimiz biliyoruz ki Musolini efendinin
    gözü Antalya ve İzmir'dedir. O buraya muhakkak saldıracaktır. Tabiî biz de
    kendisine lâzım gelen hürmette kusur etmeyeceğiz. Fakat herhalde Musolini
    efendi umduğunu değil bulduğunu yiyince şaşıracak, afallayıp
    sersemleyecektir.
    Hüseyin Nihal Atsız
    İrfan Yayınları-PDF
  • ***
    Asya tarafında İzmir de Yunanlılar’ın elindeydi ve kentteki mevzileri güçlüydü. Buna rağmen tek bir mermi atmadan İzmir’den çekilerek şehri Mustafa Kemal için boşalttılar.
    Şehid Abdullah Azzam
    Osmanlı Devleti Tarihi, Hassoun (283).
  • Biz istiyoruz ki, bu memlekette yapılan her iş, üç beş kişinin çıkarına değil, bu toprakları dolduran milyonların yararına olsun. Herhangi bir karar alınırken, İzmir'deki ortak tüccar, İstanbul'daki ahbap milyoner değil, bu kararların altında beli bükülen, çoluk çocuk inleyen yığınlar göz önünde tutulsun.
    Sabahattin Ali
  • Cadı
    Cadı Karantina: Mahşerin Dört Atlısının Hikayesi — Beşinci Perde'yi inceledi.
    336 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    "Sen günbatımını izlerken günbatımı da seni izliyor aslında."

    Son ve sonsuza dek Karantinaylayız. Zeynep, Onur, Burak ve Mert' in bize veda ettiği son macera. Her şey güzel gidiyor derken son kez karanlığa çekiliyor Mahşerin Dört Atlısı.

    Kitaptaki Efe Duran ve İzmir ayrıntısı beni çok sevindirdi açıkcası. Yazarın diğer kitap karakterlerini Karantinayla birleştirmesi güzeldi. Hikayelerinin aynı zamanda gerçekleşmesi çok hoş bir detaydı.

    5. Kitap olmasına rağmen hâlâ anlatımı sürükleyici ve akıcıydı. Kitabın sonuna ne zaman geldim anlamadım bile. Kitabı hemen okuyup bitirmemek için kendimi zorladım hatta.

    Kitabın sonundaki sorulardan alın kitap kapağına kadar mükemmel bir bitiş kitabıydı.

    Mesele hiçbir zaman karantinadan kurtulmak değildi. Mesele karantinayı sevmekti. Herkesin kendi karantinası bulacağına eminim. Sahi nedir senin Karantinan?

    Son ve sonsuza dek seninleyiz...
    Peki sen hâlâ bizimle misin?
    Unutma artık hep aydınlıkta dans edeceğiz. Çünkü ışıklar aydınlıkta bile yanmaya devam ediyor.
  • Ege'nin İzmir'e kavuşma hikâyesi