Batu Han, bir alıntı ekledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · 10/10 puan

Bir Türk için İzmir ne ise Sivas da odur.Diyarbakır ne ise Samsun da odur.İzmir zapt olundu mu,bütün Anadolu'nun ilmiği düşmanın elinde demektir.Orası kurtulmadıkça burası kurtulamaz.

Yaban, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 152)Yaban, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 152)
Mihemedê NOJDAR, Kitana Spi'yi inceledi.
 21 saat önce · Kitabı okudu · 44 günde · Beğendi · 10/10 puan

Salek berê di weşanxane û kafeya "Na"yê de civateke ser şîroveya pirtûkan de min ve pirtûkê û nivîskarê wî nas kir. Ji ber ku nivîskar jî li Îzmîrê bû ew jî beşdarî vê bernameyê bibû. Wê demê nû bi agahiya min çêdibû ji ber wî min kitêb nexwendibûm û di nav wan de. Bi bêdengî guhdarî wan dikir. Ketibûm bihuşta çand û zimanê kurdî û pisîkeke kafeyê hatibû himbêza min. Şîrove û rexne dikirin û li ser edebiyatê nîqaş dikirin. Min piştre vê pirtûkê wê derê kirî. Lê aniha nesîb bû ez biqedînim.

Kitana spî şeş heb çîrok dihundirîne.
1. Lal
2. Ronak
3. Şîn û Şahî
4. Kitana spî
5. Masîvanê Mûnzûrê
6. Kalemêrê Çîyayê Şengalê

Bi gelemperî û bi kurtî ez li ser pirtûkê hûrnêrînek bi bibêjim, ewe ku ji kul û derdan û kuştin û qirkirinan û zulm û zordarîyê niqutiye mîna qedera Kurdan e.

Lê ev tişt carinan bêhna mirov teng dike. Ji ber ku tu pê agahdarî û carinan êdî divê aliyekî din were mêze kirin û tiştekî bi dil û can be. Ji ber van sedeman hîn çîrokan de bîhna min teng bû. Lê çîroka Ronak û Kitana spî de gelek pê hûrgilî bûm.

Zeynep Aydın, bir alıntı ekledi.
23 saat önce · Kitabı okuyor

"Halbuki milli vicdanı uyanmış bir ülkeye kocaman ordular gönderilse bile, orada en küçük bir nüfus kazanmak mümkün değildir. İngilizlerin Trakya ile İzmir'i Yunanlıların, Adana ve havalisini Fransızların , Antalya'yı İtalyanların mandası altına vermesi İstanbul'u kendi eline geçirmek içindi. Bütün bu devletler Anadolu'da milli vicdanın uyandığını , Yunan ordularının milli başkaldırı karşısında buz gibi eridiğini görünce bu ham sevdalardan vazgeçmeye başladılar."

Türkçülüğün Esasları, Ziya GökalpTürkçülüğün Esasları, Ziya Gökalp

İYİ Mİ GECELER...
17 gündür Diyarbakır 'dan çıkıp İzmir,Uşak,İstanbul gezdim tozdum(!) ve bugün yeniden Diyarbakırdayim..
Üzerimde bi yorgunluk ağırlık var aynı zamanda finallerin stresi var... Ne zaman biraz rahatlığa kaptirsam kendimi sonucu hüsran oluyor, umarım bu kez öyle olmaz.. Bu günü dinlenme günü ilan ettim yarından sonra hep ders ders ders...

Gürkan ((şair)), Yaralı'ı inceledi.
23 May 16:53 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Kahraman Tazeoğlu'nun kuşkusuz mükemmel bir duygu anlatımı var. Duygusallığın yoğun olduğu bu kitapta, o duyguyu okuyucuya çok iyi geçiriyor ve bunu hiç sıkmadan yapıyor. Konu açısından çok yaratıcı. Özellikle Kaan ve Lavin'in ölen bir çocukla irtibatı ve aşkının kurucusu olması olağandışı bir olay iken, bunu okuyucuya çok doğal bir şekilde kabul ettiriyor. Eksik bulduğum taraf ise olayların geçiş sırası. Bir olayda başka bir olaya atlıyor ve bu da okuyucu da karmaşıklığa neden oluyor. Ama bütünüyle duygu yoğunluğuyla yoğrulmuş akıcı bir kitap. Ölmeden önce okunması gereken kitaplar listesinde bence yer alıyor. "Bazı yaralar sardıkça kanar. Kiminin çöle döner yüreği, kimi içinde bir yanardağ saklar." Kaan'ın yarası da böyleydi. Hande'nin onu terk etmesinin ardından çöldeki kum fırtınaları onu kasıp kavurmuş hiç doğmayan güneşten yanıp kavrulmuştu. Hande ansızın gidişiyle Kaan'ı ömür boyu taşıyacağı bir yaraya mahkum etmişti. Kaan ve Hande çocukluk arkadaşılise aşkıydılar. Liseyi İzmir'de beraber okuyupaynı üniversiteyi okudular. İstanbul'da aşk dolu yılları geçti. Kaan Hande'nin olmadığı bir ömür düşünemiyordu. Üniversite bittikten sonra Hande hemen işe başlamıştı. Kaan ise henüz bir iş bulamamıştı. Bu durum Kaan'ı derinden üzüyordu çünkü okul bittikten sonra evlenmeyi planlıyorlardı. Kaan birkaç iş başvurusu yaptı bu arada Hande ise iş hayatına bütünüyle alışmıştı. Kaan Hande'nin değiştiğini hissediyordu ama bunun önemli bir durum olmadığına kendini inandırmaya çalışıyordu. Kaan'ın iş başvurularından biri olumlu sonuçlanmıştı. Kaan pazartesi işe başlayacaktı ve bu mutlu haberi vermek için sabırsızlanıyordu. Hande'nin onu yapayalnız bırakıp gideceğini bilmeden. Pazar günü buluştular. Kaan Hande'ye bir iş bulduğunu pazartesi işe başlayacağını söyledi. Hande soğuk davranıyordu ve lafı uzatmadan Kaan'a birlikte olamayacaklarını, ayrılmak istediğini söyledi. Kaan adeta bir buz kütlesi kaldı. Hande arkasına bile bakmadan oradan uzaklaştı. Kaan onun gidişini hiç kabullenemedi ama Hande ondan çoktan vazgeçmişti. Kaan Hande olmadan bir hayat süremeyeceğini anladı ve bileğini kesti. Su dolu küvete kanı hafif hafif dağılırken Kaan'da adım adım uzaklaşıyordu hayattan. Ta ki komşusu onu bulup hastaneye yetiştirene kadar. Kaan hayata tekrar dönmüştü ama kanayan bir yarayla. Bileğindeki yara Hande'nin enkazıydı. Kaan hayattan kopmuş, âdeta bir ölüydü. Onu bu zor zamanlarında eski arkadaşı Ayça hiç yalnız bırakmamıştı. Ona kendi çalıştığı yerde bir iş buldu ve onu sosyal hayatına tekrar döndürdü. Kaan'ı hayata döndürmek için elinden geleni yaptı. Kaan artık daha hissediyordu kendini şüphesiz bu Ayça'nın sayesindeydi.

Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
22 May 15:42

Eşref, İzmir’in ilçelerinden birinde kaymakamlık yaparken,
İzmir valisi Kâmil Paşa, ilçeye denetime gelir.
İlçede Eşref’i bir eşeğin sırtında tur atarken gören vali
Eşref’in düşeceği korkusuyla şu tepkiyi verir:
– Aman dikkat et Eşref, eşek seni düşürmesin!
Eşref’in cevabı evlere şenliktir:
– Meraklanmayın paşam, eşek kâmildir.

Şair Eşref, Alpay KabacalıŞair Eşref, Alpay Kabacalı
Oğuz, Atların Plakası Olmaz'ı inceledi.
 21 May 23:14 · Kitabı okudu · Beğendi · 5/10 puan

Tembel beyin, modern hayatın önemi büyük ancak hacmi küçük ayrıntıları görmezden gelmeyi emrettiği bu çağda, algısını gittikçe daraltıyor. Kaçınılmazca hepimiz yapıyoruz bunu. Kariyer gibi 21. yy icadı, insan yaşamı ve doğa için anlamı olmayan tutumlar ediniyoruz.
Elimizdeki kitap bütün bunlardan kaçışın kitabı. Kitapta dikkatimi çeken en büyük şey, hayatımda kaçış olarak adlandırdığım zamanlarda gittiğim mekanlar, yine kitapta kaçışın hedefi olan mekanlardı. Kabak Koyu (Muğla), Urla (İzmir) gerçekten de Türkiye'de toplumdan kaçmak isteyen herkesin gidebileceği nadir yerlerdendir.

Kitabı okumakla kalmayın, unutmayın ki, atların plakası olmaz! Söküp atın plakalarınızı ve sizi etiketleyen herşeyi! Sosyal medya hesaplarınız, hatta devlet tarafından verilen nüfus cüzdanlarınızı bile... Merak etmeyin, toplum siz yoksunuz diye yalnız hissetmeyecektir. Bu tıpkı bir bataklıkta domuzlarla kavga etmek gibi... Bırakın domuzlarla mücadele etmeyi çünkü domuzlar çamuru severler. Bataklığın içinde domuzları ve toplumu yenemezsiniz.

Hatice Aydın, bir alıntı ekledi.
21 May 01:55 · Kitabı okuyor

sahi ben ne hırçın bir çocuktum
ele avuca sığmaz aklı fikri şiirde
mısra mısra başımı belaya soktum
izmir cezaevi dokuzyüz kırk bir'de
kaşla göz arası liseden kovuldum

Kimi Sevsem Sensin, Attila İlhanKimi Sevsem Sensin, Attila İlhan
Hüseyin Toker, İnsan Olmak'ı inceledi.
 20 May 16:15 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bazı insanların varlığından selaları okunduğunda haberdar oluruz. Bu talihsizliği en çok da sanatçılar, bilhassa edebiyatçılar yaşar. Bunu yaşamaları için ölmeleri gerekir, var olmaları için yok olmalılar. Ahmet Erhan gibi bir şairi ölüm haberini alınca okumaya başlamış ve çok sevmiştim. Engin Geçtan'ın durumu da buna benzer ancak küçük bir fark var: Engin Geçtan ismini yıllardır görüp duymuş ancak henüz bir kitabını okumamıştım. Birkaç ay önce vefat haberini duyduğumda daha fazla gecikmemek gerektiğini hissederek başladım ve bitirdim.

İzmir doğumlu bir psikiyatrist olan Engin Geçtan bu kitabında bize bizi anlatıyor. Kitabın neredeyse her sayfasında hayatım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. "Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi." Kitaba sofisitike bir isim vermek isteseydim "Aczimizin Arz-ı Esrarı" gibi acayip, saçma bir isim verirdim. Tamlama olarak pek sempatik görünmeyen bu isim sözcükler tek tek incelendiğinde kitabı bir nebze de olsa yansıtmayı başarabilir.

"Birey ve Toplum" adlı giriş bölümü fazla kitabi, akademik ve sevimsiz gelse de sonraki bölümlerde ekseri kusurlu davranışlarımızı ve bunların aslında bizden bağımsız gelişen sebeplerden kaynaklandığını görüyoruz. Aslında kötü veya zayıf olmayı biz seçmemişiz, sadece o şekilde yoğrulmuşuz diye düşünerek kendimizi rahatlatma imkanı da bulabiliyoruz.

Kitabı okuyunca insan olmanın ne kadar meşakkatli ve kompleks bir iş olduğunu, yaşamanın var olmaya yetmediğini ve bazı insanların tüm bu karmaşık süreç ve durumları ne kadar rahat, sıradanmışçasına anlatabildiğini fark ediyoruz.

Melek, bir alıntı ekledi.
20 May 13:59 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kâğıtta "Her doğum gününde, bu kış İzmir'e kar yağsın diye dilek diliyorsun değil mi? Geri zekâlı. Yağmıyor işte. Salak salak her doğum gününde kar yağmasını dileme. Yukarı çık ve adamakıllı bir dilek die." yazıyordu.

4N1K, Büşra Yılmaz4N1K, Büşra Yılmaz