‘Tuhaf ki insan ne kadar ihanet etse de gerçeğine, yine de bir yerde durup izlemeyi seviyor enkazını. Camdan bakıyoruz öylece. Her şeyle aramızda bir cam. Kusursuz pencereler sesi, kusursuz ekranlar görüntüyü süzüyor. Kusursuz aynalarda yüzümüz, telefonların incecik camında ise gerçekliğin izi yok oluyor. Hep güvende ve uzaktayız itinayla. Çıplaklığa da yalınayak dolaşmaya da tahammülümüz yok. Korunaklı giysilerimiz, zor şifrelerimiz, çoklu hesaplarımız ve kimlik puanlarımızla birlikte bambaşka bir şeye dönüşmüş vaziyetteyiz. Soyunmak imkânsız şimdi bu bayağılıktan. Kaçıp gideyim desen; atmosfer de yakar oldu tenimizi. Çiçekler büyütmek için bile mükemmel fanuslar gerek ve kusursuz tohumlar. Yoksa zaten bunu çoktan tahmin etmiş miydiniz?’
‘İnsanları kaybetmekten korkma; insanların beğenisini kaybetme korkusuyla kendinden uzaklaşmaktan kork. Farklı olmaktan ve yadırganmaktan korkma, aynı görünmezsen dışlanacağın yahut aynı görünürsen dahil olacağın fikrine kapılmaktan kork.’