Ölü taşlar kaldı sular mezarlığından : açsam ellerimi
acıyacak kaderim : yüzümü saran bütün bir kış
dilsiz bir kadın elleriyle sevecek beni
dokunmak ya da duymak , böyle bir su telef eder beni..
Para terörizmi yürüten dünya bankacıları, krallardan ve mareşallerden daha güçlüdür. Roma'daki papadan bile daha güçlü. Onlar ellerini asla kirletmezler.
Kimseyi öldürmezler; yalnızca gösteriye alkış tutmakla
yetinirler.
Onların görevlisi olan uluslararası teknokratlar, ülkelerimizi yönetmektedir: Ne başkandırlar ne de bakan,
seçilmiş değildirler, gene de maaş katsayılarını, kamu
harcamalarını, yatırımlarla satışları, fiyatlarla vergileri,
faiz ve destekleme oranlarını, güneşin ne zaman doğaca
ğını, yağmurun kaç zamanda bir yağacağını onlar saptar.
Onlar hapishane ve işkence odalarıyla, toplama
kampları ve ölüm merkezleriyle ilgilenmezler, oysa bu
yerler onların eylemlerinin kaçınılmaz sonuçlarıyla doludur.
Teknokratlar sorumsuzluğun ayrıcalığına sığınırlar.
“Biz tarafsızız,” derler.
Kimdir benim çağdaşlarım?” diye soruyor Juan
Gelman.
Kimi zaman Buenos Aires’te, Paris’te, dünyanın herhangi bir yerinde korku kokan insanlara rastladığını ve
bunların kendisiyle çağdaş olamayacaklarını düşündüğünü
anlatıyor. Oysa bir Çinli şair var, iki bin yıl önce, bir
keçi çobanı üstüne bir şiir yazmış: Çoban, sevdiğinden
ayrı düşmüş, gene de ta uzaktan, gecenin ve karların orta
yerinde, onun tarağının saçlarının arasından geçtiğini duyabiliyormuş. Ve bu uzak şiiri okuduğu zaman Juan Gelman, “Evet,” diye düşünüyor, “bu insanlar, şair, keçi çobanı ve kadın benim gerçek çağdaşımdır.
Di zimanên din de rewş ne wisa ye, ew ne mirî ne le dimirin.Û ew dimirin ji ber ku axiveren wa bere xwe ji wan diguhere ber bi zimanê medya û çand û civaka serdest ve .