Akif Emre'nin anısına...


'Akif Emre bugünün Mehmet Akif'ydi. 

Üç istanbul romanında Mithal Cemal Kuntay çok sevdiği arkadaşı Mehmet Akif'i şair Raif karakteriyle temsil etmişti. Üç İstanbul'da, yani Abdulhamid, Meşrutiyet ve İttihat Terakki İstanbullarında güç, şöhret ve para peşinde olanlar, emellerini, ihtiraslarını ideallerin arkasına gizleyenler, ideallerine inansa da ihtiraslarına gem vuramayıp kalbi sıkışanlar, tetikçiler, fahişeler, yolsuzlar, hırsızlar, hedonistler, hainler bir resm-i geçid yaparlar adeta. Şehrin panoramasını Yakup Kadri'nin Sodom ve Gomore, insanlarını Refik Halid'in Marko Paşa adlı papağan ile temsil ettiği, pusulaların şaştığı bir dönemde insanların yollarını bulmak için baktığı bir yıldızdır şair raif, başka bir deyişle Mehmet Akif.





Akif Emre'de 70'li yılların islamcılarındandı. davanın dava olduğu dönemin aktörlerinden. Gençlik fotoğraflarında da görülen, ölümüne kadar yüzünde kalan asaleti, ağırbaşlılığı, imanı, ihtirassızlığı davaya olan inancının bir yansımasıydı. Belki biraz da karakteri böyleydi ve davasını güzelleştiren de bizzat kendisiydi. Bu dava onun yüzünde güzel bir hal alıyordu.





Akif Emre büyük bir sosyal hareketin parçasıydı. Bu hareketin içerisinde bir insandı, bir bireydi. Sosyal hareketler bir anafor gibi çevresindeki insanları içine çekerler. Bir sosyolojik kader anafora yakın olanları içine alır, yutar, kendisinin bir parçası kılar. anaforun gücü arttıkça oportünistler de döngüye katılır. Onu daha da hızlandırır. Anafor zayıfladığında veya başka bir güç ile karşılaştığında ona kapılmış olan parçacıklar dağılır, insani zaaflar ortaya çıkar. İnsan eşrefi mahlukattır ama esfeli safilin potansiyelini de taşır. İnsani olan hiçbir şey bu yüzden şaşırtmamalıdır aslında. Akif Emre'nin de yozlaşma olarak gördüğü şey, aslında bir sosyal hareketin, onun içindeki bireylerin toplumsal, ekonomik, kültürel zaaflar, arzular ve hırslarıyla etkileşiminin doğal bir sonucudur. Hareketin üyeleri çoğunlukla bir sosyolojik kader sonucu oradadırlar. anafor oluşurken beliren duygular, arzular, idealler, kendilik algıları ütopik söylemlerle örülmüştür. İnsani olan bu söylemlerde ya gizlenmiş ya da temayüz etmeye imkan bile bulamamıştır. Anafor güçlendiğinde, özellikle bu güç sonucu iktidar mevzileri ele geçirildiğinde insani olan ile ideal olan karşı karşıya gelir, içten içe kopmalar başlar. Fakat bunları izhar etmek bireyler için tehlikelidir. Zira izhar durumunda bir dışlanma veya hareketten kopma ihtimali uzak değildir. Bu yüzden bireyin içi ile dışı arasındaki mesafe artar. Maske kalınlaşır. Yaşanan bu iç çelişkinin bastırılmaya çalışılması gücün kaynağının kutsanmasına, idealleştirilmesine yol açar. Çelişkilerin kutsal ideal için kaçınılmaz olduğu yargısı ihtilaçlı ruhları teskin eder. Söylem ile eylem, bireylerin içleri ile dışları arasındaki uçurum çamurla doldurulur. Bu içsel zaaf sonucu hareket daha otoriter bir hal alırken, hareketi oluşturan bireyler içsel yarılmayı yadsıyarak ötekine karşı daha bir nefret dolu hale gelirler. Bir sosyal hareketin yaşaması muhtemel sosyolojik bir uğraktır burası. Bir sosyal hareketin anaforuna kapılmış bireylerin yaşaması muhtemel bir sosyolojik kaderdir bu iç çatışması. 





Akif Emre, Türkiye'deki islamcı hareketin nadide üyelerinden biriydi. Müslümanlığını ve islamcılığını sosyolojik bir kader olarak yaşamayan az sayıda insandan biri olduğu için biricikti. O yüzden yalnızlaştı. Sanki Güney Amerika'da ya da Japonya'da doğsa da Akif Emre müslüman ve islamcı olurdu. Diğerlerini de kendisi gibi bilmek istedi. Olan biteni bir yozlaşma olarak gördü. Karanlıktaki bir yıldız gibi parlayarak insanlara istikamet üzeri olmayı hatırlatmayı tercih etti. Aslında Akif Emre boşuna üzüldü. Üzülmekte kendince haklıydı. Ama onun yozlaşma olarak gördüğü şey gerçekte, bir sosyal hareketin içinde sosyolojik kaderlerini yaşayan bireylerin insani niteliklerinin, toplumsal, kültürel, ekonomik unsurlarla etkileşim içerisinde temayüz ve belki tereddi etmesiydi. Aslında ütopyada mündemiç ve gizlenmiş olan tezahür etmişti.



Akif Emre insan üstü değildi tabii ki, fakat nadideydi, kışın açan bir açelyaydi. Müslümanlığı bir kader değil, bir tercihti. İnandı, inandığı gibi yaşadı. Bu yüzden de ölümü hareketin içindekileri üzdü. Hareketin üyeleri kendilerini görünür kıldığı için bir taraftan rahatsız olsalar da, eski ideallerini temsil eden o parlak yıldızın bulutların arkasında kaybolmasının matemini yaşadılar. Delişmen gençlik günlerine son kez bakabilmenin, bir idealin sönmesine şahitlik etmenin acısıydı belki de bu. Nihayetinde son islamcı, gerçek bir müslüman öldü.'
Allah mekanını cennet eylesin...

Kitap Güneşim, All You Need Is Kill 2 : Öldür Yeter 2'i inceledi.
23 May 18:13 · Kitabı okudu · 3 günde · 10/10 puan

Dünya uzaylı işgali altında ve ülkeler Taklitçi adı verilen yaratıklarla savaş halinde. Bugüne kadar bu derece büyük bir savaşın içerisine girmemiş olan insanlık, Birleşik Savunma Ordusu adı altında bir ordu kuruyor ve tüm uluslar bu ordu içerisinde birleşerek savaşa giriyor. Bu yaratıklar geçtikleri yerdeki herkesi ve her şeyi yok edecek ilerliyorlar ve yavaş yavaş tüm gezegeni işgal etmeye başlıyorlar.

Keiji Kiriya, birliğin Japonya'daki kolunda göreve yeni başlamış bir asker ve Birleşik Savunma Ordusunun en önemli savunma hatlarından birinde görev yapıyor. Birgün rüyasında Taklitçilerle girdiği ilk savaşta hayatını kaybettiğini görüyor. Rüyayı gördüğü günün sabahı Taklitçilerle girdiği çatışmada hayatını kaybediyor ve bir önceki günün sabahında tekrar uyanıyor. Bir döngü içine giren Keiji Kiriya, ölüm acısını her gün yaşamak zorunda kalıyor. Tek çaresinin savaşın sonuna kadar hayatta kalmak olduğunun farkına varıyor. Ancak bu sandığı kadar kolay olmuyor. Bu süreçte yanında olan kişi Amerika'dan gelen uzman birliğin üyelerinden biri olan ''Savaş Alanının Sürtüğü'' lakaplı Rita Vrataski oluyor.

Aynı zamanda 2014 Amerika yapımı Edge Of Tomorrow isimli bilim kurgu ve aksiyon filmine ilham olan bir manga serisi. Baş rollerinde Tom Cruise ve Emily Blunt oynuyordu. Bir çoğunuzun bu filmi izlediğini düşünüyorum. İzlemediyseniz filmi izleyip manga hakkında bir bilgiye sahip olabilirsiniz. Okumak için kararınızı bu filmi izledikten sonra verirsiniz belki.
https://kitapgunesim.blogspot.com.tr/...oldur-yeter-1-2.html

Kitap Güneşim, All You Need Is Kill 1 : Öldür Yeter 1'i inceledi.
23 May 18:12 · Kitabı okudu · 2 günde · 10/10 puan

Dünya uzaylı işgali altında ve ülkeler Taklitçi adı verilen yaratıklarla savaş halinde. Bugüne kadar bu derece büyük bir savaşın içerisine girmemiş olan insanlık, Birleşik Savunma Ordusu adı altında bir ordu kuruyor ve tüm uluslar bu ordu içerisinde birleşerek savaşa giriyor. Bu yaratıklar geçtikleri yerdeki herkesi ve her şeyi yok edecek ilerliyorlar ve yavaş yavaş tüm gezegeni işgal etmeye başlıyorlar.

Keiji Kiriya, birliğin Japonya'daki kolunda göreve yeni başlamış bir asker ve Birleşik Savunma Ordusunun en önemli savunma hatlarından birinde görev yapıyor. Birgün rüyasında Taklitçilerle girdiği ilk savaşta hayatını kaybettiğini görüyor. Rüyayı gördüğü günün sabahı Taklitçilerle girdiği çatışmada hayatını kaybediyor ve bir önceki günün sabahında tekrar uyanıyor. Bir döngü içine giren Keiji Kiriya, ölüm acısını her gün yaşamak zorunda kalıyor. Tek çaresinin savaşın sonuna kadar hayatta kalmak olduğunun farkına varıyor. Ancak bu sandığı kadar kolay olmuyor. Bu süreçte yanında olan kişi Amerika'dan gelen uzman birliğin üyelerinden biri olan ''Savaş Alanının Sürtüğü'' lakaplı Rita Vrataski oluyor.

Aynı zamanda 2014 Amerika yapımı Edge Of Tomorrow isimli bilim kurgu ve aksiyon filmine ilham olan bir manga serisi. Baş rollerinde Tom Cruise ve Emily Blunt oynuyordu. Bir çoğunuzun bu filmi izlediğini düşünüyorum. İzlemediyseniz filmi izleyip manga hakkında bir bilgiye sahip olabilirsiniz. Okumak için kararınızı bu filmi izledikten sonra verirsiniz belki. https://kitapgunesim.blogspot.com.tr/...oldur-yeter-1-2.html

Tuco Herrera, Saklı Seçilmişler'i inceledi.
 22 May 22:50 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

"BU KİTABI OKUYUNCAYA DEK, DiLEDİĞİNİZCE DOYA DOYA YİYİN , İÇİN GÜZEL KARDEŞİM !!"

Evet bonibon sever kardeşlerim ve "HEY GİDİNİN APAYRILARI" ..Alayınıza selam olsun .. Yine uzun bir inceleme olacak .. Dediler ki uzun yazma az kısa tut..Ama böyle bir kitabı kısa bir şekilde size anlatmam imkansız .. Hani cidden imkansız .. Şu inceleme altında size anlatacaklarım kitabın % 2 ' sini falan ancak verecek ama emin olun merakınızı da cezbedecek .. Bu kitabı , kitap fuarında türlü çingenelikler yaparak arşive kattım .. Atatürkçü Düşünme Derneği de satıyordu..4 lira daha ucuz deyince hemen oraya dadandım tabii ..2 masa üstü takvim , bir dolu ayraç falan ..Kaçar mı ? Kınamayınız !! O 4 liralar birikip nice 4 bira parası ediyor inanamazsınız .. Her işin başı iktisat.. Ne demiş eski GADDAR Türk atalarımız : Sıçanın sidiği değirmene kardır ( AĞIZ BURUN KIVIRMA BENİ KENDİNE BULAŞTIRMA !!) ... Şimdi şuraya kadar okuduğunuz bu girizgah ile bakın bir de güzel atasözünü silinmemek üzre beyninize nakşettiniz .. Yazarla devam edelim .. Biliyorum ki bazılarınız muhalif olmasından dolayı pekte sevmiyor bu adamı .. Olabilir ! Normaldir ! Ama karşıt fikirleri de okuyun derim .. Zaten biraz sonra anlatacaklarımla sanırım okumak isteyecekseniz ..

İncelemeye bir şehir bir de ülke ile başlayalım .."KIRŞEHERDEYİZ!"
Ne var burda ?
Burası esasen Osmanlının ilk günlerinde , hatta ondan da öncesinde Ahiliğin can damarının attığı bir merkez .. Günümüz kooperatif ( together as one su getir kezban tribi... bir elin nesi var iki elin sesi var , yardımlaşma falan fistan gülistan..) zihniyetinin temellerinin çook önceden atılmış hali burda uzunca müddet hayat bulmuş.. Hala da soluk bir nabızla atıyorsa da devam ediyor ..
Şimdi bir de aklınıza Hollanda'yı getirin ..Ne geldi aklınıza ? Laleler ! Başka ? Red Light District =P Başka? E hadi müzeler falan .. Bakın ben size sayayım Hollanda denince akla gelmesi gerekenleri ..

*Hollanda süs bitkileri ihracatında dünya birincisi... (AL SANA LALE ! OSMANLI DEDELERİMİZ GİBİ SARAYDA YETİŞTİRİP SEYRETMEMİŞLER...)
*Sebze ihracatında dünya birincisi...
*Süt ihracatında dünya üçüncüsü .. .
*Kırmızı et ihracatında dünya dördüncüsü...
*Sıvı-katı yağ ihracatında dünya dördüncüsü...
*Tarım ihracatında dünya ikincisi...

Biz sanırım tarım ülkesi olarak adlandırılıyorduk bir zamanlar değil mi? =))

KONYA KADAR YÜZÖLÇÜMÜNE SAHİP BİR MEMLEKETTEN BAHSEDİYORUM ! ALOO!!! Nasıl oluyor bu ? Nasılını anlatayım .. Bu gavur kısmı herşeyi ilime bilime dayandırdığı , yağacak olan yağmura sebep Nisan ayında yağmur duasına çıkmadığı için her işleri sistematik biliyorsunuz ..Ar- Ge denilen kavramı biz henüz bilmiyorken bu gavur oğullarından Michael Sandown adlı bir amca 1800'lerde bizim topraklara geliyor ..Kayseri, Sivas, Niğ­de, Nevşehir ve Kırşehir' de incelemeler yapıyor .. Bir bakıyor ki bizde Ahilik diye bir kavram var .. Kısaca herkesin üstlendiği bir iş gücü ve sahası mevcut tarımda.. Bundan baya baya etkilenip geri dönüyor Hollanda ' ya...Kooperatifleri kuruyor.. Sonuç : YUKARDA YAZDIKLARIM .. Ha ama Osmanlı ' da boş durmuyor tabii!! Hakkını yemeyelim .. 1850lerde bakın Osmanlı ne tip önlemler alıyor ..
*Çoban , evet yanlış okumadın ÇOBAN İHRACATINA (?!?!?!?!) yasak getiriliyor ..
*Sakız çiğnenmesi yasaklanıyor..
*Kadınların kaymakçı dükkanlarına girmeleri yasaklanıyor ..( Abdülaziz ' in çekirge fermanı var yazsam bir tane nefes alan kalmaz aranızda .. Kafadan totaliniz imamın kayığına binersiniz .. yazmayayım =)) )
Ben, Tuco Herrera ki bakın ben yani.. Böyle İŞSİZLİK GÖRMEDİM !Neyse geri dönelim , konu dağılmasın .. Laleyi zaten bizden aldıkları bir sır değil .. Peki ya angora kazaklarının macerası ? Şimdi İngilizlerin diye bilinen bu kazakların isminin esasen Ankara Tiftik keçilerinden geliyor olması ? Nasıl diye sormayın .. Yukarda KABAK gibi duran lale örneğinden yola çıkarsanız taşlar yerine oturur .. Sadece bu mu ? Bu bizim vurdum duymazlığımız diyelim ve bir başka konuya geçelim .. Köy Enstitüleri ..

Korkudan Korkmak incelememde (#27268771) üstü kapalı da olsa bahsettiğim için uzun tutmayacağım .. En büyük amaçlarından biri modern tarımın ne olduğundan habersiz Türk insanına tarımı öğretmek , köy yerinde eğitim vermek olan bu kuruluşların Adnan Menderes ve saz arkadaşlarının tekerine çomak soktuğu için kapatıldığını bilmem biliyor musunuz ? Bizim için cidden büyük bir kayıp..Hem eğitimsel , hem tarımsal boyutta .. Kapatılma sebebi mi ? Bir tanesi için ileri sürdükleri bahaneyi yazayım buraya ..

"Hasanoğ­lan Köy Enstitüsü'nün müzik salonuna havadan kuşbakışı ba­kınca 'orak' şeklinde!" Yani burda komunizm propagandası yapılıyor .. Kızlı erkekli eğitim veriliyor .. Namus ve din elden gidiyor .. Bu topraklarda McCarthycilik modası asla bitmez tükenmez ASLA GEÇMEZ! Yapılacak iyi şeylerin hepsinin yolunu komunizm şiarı ile kesmek bizim örf ve adetimiz olmuş .. Sonuç olarak tüm bunları diye diye sonuçta tarımı bitirdiler .. Ve bakın samanı Uruguay' dan , eti Sırbistan' dan ithal eder hale geldik .. Mercimeğin anavatanı Anadolu ! Kanada bizden aldığı mercimeğin genleriyle oynayıp soğuğa dayanıklı bir başka tohum elde etti .. Bugün mercimekte ve pek çok tahılın ihracatında Dünya' da tekel ..Bugünlerin temelleri 1950 lerde Menderes hükümeti döneminde yapılan ikili antlaşmalarla atıldı .. Aldığımız ve üzerinde "uzanan ellerin" olduğu süt tozu tenekeleri ile bize yaptıklarını belirttiğim incelememde yazdım.. Peki bunların ardında esasen kim/ kimler var? Oltadaki Balık Türkiye diyen Rockefeller sülalesi , DuPontlar ve 8 - 10 büyük TRÖST sahibi .. Rockefeller 'ları az çok biliyorsunuz .. Dünya' da petrol ve petrolle alakalı tüm yan sanayiinden Gdo lu ürünlere , psikolojik savaş araştırmalarından tutun da AMERİKA MERKEZ BANKASI - DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ - BİRLEŞMİŞ MİLLETLER gibi pek çok oluşumun sahibi (ya da bunların ardındaki görünmez el ).. CIA 'i bir dönem fonladığı su götürmez bir gerçek.. Ve ne diyordu kendisi : ""Sahip olmak hiçbir şey­dir; kontrol ise her şey. Eğer ülke hükümetlerini kontrol etmek istiyorsan, ülkedeki tekelleri kontrol etmeli, eğer uluslararası tekeller veya karteller kurmak istiyorsan bir dünya hükümeti kurmalısın.. "Petrolü kontrol edersen ulusları, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin!"

Gelelim Dupontlaraaa.. Rockefeller nasıl ki bir petrol tröstü ise , bu sülalede barut ve patlayıcıda dünyanın gelmiş geçmiş en büyük tekeli en büyük tröstü..Bakın yaptıklarından birkaçını sayayım ..

*Birinci Dünya Savaşı'nda müttefik ordularının toprakların­dan ateşlenen barutun yüzde 40'ı DuPontlar tarafından üretildi.
*İkinci Dünya Savaşı'nda atılan atom bombası DuPont fabri­kasında üretildi..
* Tokyo'da evler tahtadan olduğu için bombardımanlarda gereken verimi alamadıklarından dolayı Napalm olarak bilinen yangın bombasını bu amcalar ürettiler.Yani Tokyo katliamında kullanılan Napalm Bombasının mucidi de bu adamlar ..Sadece son 2 madde itibari ile 500BİN insan katlettiler Japonya' da .. Ve seneler sonra Dupontların Japon Expo Ticaret Fuarı'nda sattığı ürün ne biliyor musunuz ? ATEŞE DAYANIKLI TEKSTİL ÜRÜNLERİ !!! Bunu JAPONYA GİBİ BİR YERDE YAPABİLİYOR ADAMLAR !! Heriflerdeki caniliğin , küstahlığın boyutlarını anlamanız açısından da biraz uzun yazıyorum .. Buraya kadar okuyanlar zaten bana lazım olan kesim ..

Şimdii.. Biri PETROL ,diğeri BARUT ve Patlayıcı Tröstü iki sülale ..Bu insanların bizim yediğimiz gıdalarla ne alakası olabilir ? Tohumculuk (ve araştırmalarında ) , her türlü ilaç sanayiinde ( tarımsal - bitkisel , insani ve hayvansal) , petrolde , insanlara sağlanacak kredilerde sürekli DİRSEK TEMASI ile çalışan bu insanların amacı ne ? Soner Yalçın bu kitapta bir yerde aynen şunları diyor ..

"Bir taşla kaç kuş vuracaklar:
ı) Tohumlarını satacaklar...
2) Tohumlarını kullananlara gübre ve ilaç satacaklar...
3) Tohumlarını ekenlere petrollerini satacaklar...
4) Parası olmayanlara kredi verecekler...
5) Bu tarım felaketi sonucu hastalananlara ilaç satacaklar... Hep aynı soruyu tekrarlayacağım:
Tüm bunları Rockefeller gibi küresel şirketler SADECE PARA KAZANMAK İÇİN Mİ YAPIYOR? Ülkeleri boğazlarından kendilerine bağlamak için mi yapıyor? Başka? .
Hastalık saçan "ölüm tohumlarının" dünya tarlalarına dağı­tılmalarının gizli amacı yok mu?
Evet, bu kitabın yazılma amacı işte bu soruya yanıt bulmak­tır..."

Birbirleri arasındaki bağları okudukça delirmemek elde değil ..

Bu işleri çok uzun müddettir takip eden , araştıran biri olarak sadece şunu söylüyorum sizlere : BU KİTABI OKUYANA KADAR DiLEDİĞİNİZCE , DOYA DOYA YİYİN İÇİN GÜZEL KARDEŞİM !! ZİRA BİZİ TEK KURŞUN ATMADAN HEM FİZİKSEL HEM DE İKTİSADİ YÖNDEN TAKIR TAKIR ÖLDÜRÜYORLAR ..

Biliyorsunuz Ramazan Bayramı kapıda ...baklava alacaklar ..HUUUU!!! Baklavanın içinde gördüğünüz ve antep fıstığı sandığınız o yeşil partiküllerin aslında dondurulduktan sonra çekilmiş ve düşman hatlarının ardına sızmış ajanlar misali yufkaların arasına girizgah yapmış bezelye ve mercimek olma ihtimali olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi bilmem ! E madem kuruyemiş dedik ...

Bonus da Ersen ve Dadaşlardan gelsin ..

BAHÇEDE KURUYEMİŞ ! KİM YEMİŞ KİM YEMEMİŞ ?!?!

https://www.youtube.com/watch?v=LZGnYO6upyQ

(Bu arada girişteki CİĞERİ SÖNÜK KLAVYE ÖMÜRDEN HER DİNLEYİŞTE 5 SENE ÇALIYOR !!)

ESEN KALIN , İŞSİZ KALIN !!

Black Garden, Yengeç Konserveleme Gemisi'yi inceledi.
22 May 22:05 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Alt sosyal sınıfı, emekçileri veya farklı bir tabirle proleterleri anlatan edebi eserlere (proletarya edebiyatı diye kategori oluşturanlar var) örnek olarak: Emile Zola'nın 'Germinal'ini, Jack London'ın 'Demir Ökçe'sini, Upton Sinclair'in 'The Jungle'ını verebiliriz. Şimdiye kadar kimse söylememiş fakat benim nacizane fikrime göre Arthur Koestler'in 'Gün Ortasında Karanlık' ve Soljenitsin'in 'Ivan Denisoviç'in Bir Günü' başlıklı romanları da bu olası kategoriye dahil edilebilir. Sonra efendim, alt sınıfların uğradıkları haksızlıkların edebiyata yansıması deyince ilk akla gelen isim haliyle Maksim Gorki'dir, Gorki aynı zamanda benim ağabeyim olur.

Elimizdeki romanda ise dönem Japonya'sının sosyal durumu ve proleterlerin yürek burkan yaşam koşulları anlatılmıştır. Rus savaş gemisinden bozma Japon yengeç konserveleme gemisinin işçileri, Kamçatka açıklarında yengeç avlanırken, kapitalizmin çıkarları uğruna kendi hayatlarını hiçe saymak durumundadırlar sonrası maruz kaldıkları haksızlıklar derken bütün bunlar işçileri topyekün bir baş kaldırışa, bir karşı eyleme itekler. Yazarın romanda vermeye çalıştığı mesaj belki de bu sosyalist ideoloji doğrultusunda bazı ülkelerde yönetimlere karşı düzenlenen eylemlerin, devrimlerin, ihtilallerin sebepsiz yerlere oluşmadığı, ülke yönetimlerin alt sınıfları yok sayan politikaların sosyalizm ideolojisini ve eylemlerini körüklediğidir. Japon yazar Kobayashi Takiji, kalemini bu denli sivri tuttuğu için haliyle acımasız yaptırımlara maruz kalmış. 1933 senesinde önce tutuklanıp ardından işkence görerek öldürüldüğünde henüz otuz yaşındaymış.

Japon dilini ve kültürünü, oradaki üniversitelerde eğitim görüp üstlenen Devrim Çetin Güven'e bu edebi eseri dilimize kazandırdığı için minnet borçluyuz, aynı zamanda Ayrıntı Yayınları'na da. Eserin edebi özellikleri fevkalade güzel, diyaloglarda zaman zaman kullanılan sokak jargonları da müthiş. Tavsiye ediyorum, okuyunuz diyorum...

İyi okumalar...

Yiğit Baldan, Bir Serencam-ı Harp'ı inceledi.
22 May 14:44 · Kitabı okudu · 17 günde · Beğendi · 9/10 puan

Esir düşen bir Türk paşanın, geniş Rus topraklarında Tatarların can suyu denilebilecek 600 ruble yardımı ile Mançurya-Çin-Japonya-Abd-Yunanistan üzerinden memleketine dönüş mücadelesi.Telgraf tellerinden terbiye aleti yapan Kosaklara tahammül edemeyen bir Müslüman.

Ares, bir alıntı ekledi.
22 May 02:10 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Çin'in Doğusu
Yamato dünyanın en eski hanedanıdır. İlk Yamato İmparatoru yaklaşık iki bin yıl önce Japonya'da hüküm sürdü ve bugün hala tahtta bir Yamato İmparatoru vardır.

Dünya Tarihi 2 . Cilt, Susan Wise Bauer (Sayfa 78 - Say)Dünya Tarihi 2 . Cilt, Susan Wise Bauer (Sayfa 78 - Say)

Uluslarası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) benim yayınlarına güvendiğim ve sürekli takip ettiğim bir kurumdur. Bu kitap, sadece Kuzeydoğu Asya'yı kapsar. 1945-2008 arası dönemde yaşanan diplomatik olayların tarihi gibi düşünülebilir. Bu olaylar içinde; Çin'in sosyalist ve milliyetçi gruplar halinde bölünmesi ve Tayvan adası, iki Kore'nin ayrışması, çatışmaları ve daha sonraki birleşme çalışmaları, bu birleşmeye karşı veya taraf olarak Rusya, Amerika, Çin, Japonya gibi devletlerin bakışı gibi konular vardır. Yazarın kendisinin de bir süre Güney Kore'de öğretim görevliliği yapmış olması beni bu kitabı okumaya heveslendirdi. Genel anlamıyla beğendim, fakat konuyla ilgili olmayanlar için içerik sıkıcı olacaktır. İlgili olanlara tavsiyedir.

Black Garden, bir alıntı ekledi.
20 May 01:39 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

“Farkındasınızdır, ama gene de söyleyeyim, bu yengeç konserveleme gemisinin, tek vazifesi şirkete kazanç sağlamak değildir; beynelmilel önem arz eden fevkalade büyük mesuliyetlere haizdir. Biz mi, yani biz Japonya İmparatorluğu’nun halkı mı, yoksa Moskoflar mı daha büyük? Bunu tayin edecek teke tek bir muharebedir bizim işimiz! Ve şayet, bakın şayet, diyorum -ki öyle bir şeyin olması katiyen mümkün değildir ama bu muharebede mağlup olursak, siz Japon bebeleri, taşşaklı erkekler olduğunuzu göstermeli, karınlarınızı yarıp Kamçatka Denizi’ne atmalısınız kendinizi! Ufak tefek olabilirsiniz, ama o beyinsiz Moskofların sizi yenmesine meydan vermeyeceksiniz!''

Yengeç Konserveleme Gemisi, Kobayaşi Takici (Sayfa 42 - Ayrıntı Yayınları)Yengeç Konserveleme Gemisi, Kobayaşi Takici (Sayfa 42 - Ayrıntı Yayınları)