“Go'nun yolundan Japonya'nın güzelliği çekilip gitmişti.”
Alıntı
"Doğayla temas, ruhun ve bedenin şifasıdır"
"Orman banyosu, ormanda beş insan duyusunu kullanarak doğayla bağlantı kurma etkinliği olarak ilk kez Japonya'da ortaya çıkan bir terimdir. Orman banyosunda ağaçlarla konuşmak, egzersiz yapmak, yerde çıplak ayakla yürümek, orman havasını koklamak ve ormandaki rüzgâr ve hayvan seslerini dinlemek gibi faaliyetler yer almaktadır. Özellikle günümüzde ormanlarda bulunan bitkilerin insanın ruh ve beden sağlığı için birçok faydası olduğu bilinmektedir. İslam, insanın ağaçlara ve hayvanlara karşı nasıl bir ahlaka sahip olması gerektiğini, ormanın mümkün olan en yüksek faydayı elde etmek ve ormanların sürdürülebilirliğini sağlamak için ormana yönelik faaliyetleri önerir"
Sayfa 214·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
"Osaka'ya. Yüceler Yücesi Efendi Lord Cellat seni görmek istiyor." Blackthorne yeniden paniğe kapıldı. "Kim?" "Toranaga! Sekiz Vilayetin Efendisi, o vilayetler cehennemin hangi bucağındaysa artık! Japonya'nın baş daimyo'su. Daimyo kral ya da derebeyi gibi bir şey ama daha iyisi. Hepsi tiran." "O adam benden ne istiyor?" "Bilmiyorum ama buraya gelişimizin sebebi bu. Toranaga seni görmek istiyorsa görür, kılavuz kaptan. Toranaga istese götünü silme şerefine nail olmak için ölmeye hazır bir milyon çekik gözlü müridi olduğunu söylüyorlar. Tercümanı, 'Toranaga kılavuz kaptanı buraya getirmeni istiyor Vasco,' dedi. 'Kılavuz kaptanı ve geminin yükünü buraya getir. İhtiyar Toda Hiro-matsu'yu da yanına al, gemiyi incelesin, ayrıca...' Ha şey, evet, kılavuz kaptan, her şeye el konmuş, bana öyle söylendi, gemine ve içindeki her şeye."
Aynı insanlar gibi Japonya da düşmeli. Düşeceğimiz yolun sonunu görmemiz için kendimizi keşfetmeli, kendimizi kurtarmalıyız. Siyasilerin insanlığı kurtarma çabaları yüzeyselliğin ötesine geçemeyecek bir aptallıktan başka bir şey değildir.
Sayfa 110·Kitabı okudu
Edebiyat
Kontrolsüz nüfus artışı fosil enerji kaynaklarının tükenmeye başlaması son 60 yılda gıda için sulanan Toprak miktarının 4 katına çıkması su kaynaklarının %70'inin bu toprakların sulamasında kullanılıyor olması ve sürekli devam eden bir tüketim hali dünya için tedbirler almayı mecbur kılmaktadır. Artan nüfus Japonya ve Güney Kore haricinde genellikle Doğu toplumlarında gerçekleşmiş ve bu aşırı nüfus ise çalışan insanların düşük ücret almasını kadınların da iş yaşamına dahil olmasıyla yüksek işsizlik rakamlarını ve yüksek oranlarda sınır ötesi göçleri de beraberinde getirmiştir. Aslına bakılırsa nüfus sorunu bile kültürel bir problemdir ve toplumların eğitim düzeyleri arttıkça bireyler medeniyete uyum sağladıkça bu artış hızı da azalacaktır. 2050'de dünya için beklenen nüfus 9-10 milyar arasındadır ve bu sayıda denge bulacağını iddia eden sosyal bilimcilerde vardır. Peki son 60 yılda neredeyse 3 katına çıkan nüfus ortalama yaşam süresi artmışken tıp gelişmiş gıda sorunu endüstriyel tarımla çözümlenmiş ve ortada Büyük bir savaş ihtimali bile yokken ve nüfus olarak sürekli artıyor olmayı kültürel alışkanlıkları haline getirmiş Bu kadar Ulus varken nasıl olacak da kalan sürede sadece 2 milyar artacaktır? Küreselleşen dünya bir medeniyet projesidir birçok kültür değişime uğramaktadır ve haliyle geçmişten getirdikleri birçok alışkanlık ortadan kalkacaktır kalkmalıdır. Küreselleşme süreci her ülkeye farklı türden gerçekleri dayatmaktadır ve bütün kültürlerin kendilerine göre artıları ve eksileri vardır.
Alıntı
Bölünmüş ülkeler: medeniyet değiştirme çabalarının başarısızlığı
Batılı Virüs ve Kültürel Şizofreni. Avustralya'nın liderleri Asya'da bir arayışa girerken öbür bölünmüş ülkelerin -Türkiye, Meksika, Rusya- liderleri Batı'yı kendi toplumlarının içine almaya ve kendi toplumlarını da Batı'nın içine katmaya girişti. Gelgelelim, bu ülkelerin deneyimi yerli kültürlerin ne kadar güçlü, direngen, koyu kıvamlı olduklarını, kendilerini yenileme ve Batılı ithalata karşı koyma, onu sınırlama ve uyarlama yeteneklerini çok güçlü bir şekilde kanıtlamaktadır. Batı'ya reddiyeci bir tepki göstermek imkansız olsa da, Kemalist tepki başarısız oldu. Batılı olmayan toplumlar modernleşeceklerse, bunu Batılı tarzda değil kendi tarzlarında yapmalıdırlar, Japonya'yla aşık atmalı ve kendi geleneklerine, kurumlarına ve değerlerine dayanmalıdırlar. Toplumlarının kültürünü kökten yeniden şekillendirebileceklerini düşünecek kadar kibirle dolup taşan siyasi liderler başarısız olmaya mahkumdur. Batı kültürünün bazı un-surlarını toplumlarına sunabilirlerse de, kendi yerli kültürlerinin çekirdek öğelerini ortadan kaldırmaya ya da mütemadiyen bastırmaya güçleri yetmez. Bunun tersine, Batılı virüs başka bir toplumun bünyesine bir kez yerleşince onu silip çıkarmak zordur. Virüs varlığını sürdürür ama ölümcül değildir; hasta hayatta kalır ama asla eski haline tamamen kavuşamaz. Siyasal liderler tarih yapabilirler ama tarihten de kaçamazlar. Batılı toplumlar yaratamayıp, bölünmüş ülkeler üretirler. Kendi ülkelerine kültürel bir şizofreniyi yayarlar ve bu şizofreni de onların tanımlayıcı olan ve devamlılık arz eden özelliği haline gelir.
Sayfa 223·Kitabı okuyacak
Reklam
Reklam