Ruhtaki kötülük -hâlâ insanın tehlikeli ve öldürücü yanı olduğunu kabul etmekte direttiğim- bedene de çirkinlik ve kötülük damgasını vurmuştu; ama yine de, o çirkinlik simgesini aynada görünce, hiçbir nefret duymadım; çünkü bu da bendim.
Sonunda insanın birbirine benzemez, birbirini tutmaz, birbiriyle ilgisiz şeylerin bir bileşiminden başka bir şey olmadığı görülecek. Kendi hesabıma, yaşayış biçimime göre ben, bir yöne, yalnızca tek bir yöne doğru, şaşmadan ilerledim. İnsanın ahlak dünyasında, doğuştan tam bir ikilik gösterdiğini kendime bakarak öğrendim. Şuna inanıyorum ki, vicdan meydan savaşında çarpışan bu iki yaratılıştan biri için, yanılmadan, benimdir diyebilmek bile ancak aslında her ikisine sahip olmakla mümkündür.
Toplum karşısında bilimin derinliğine daldığım ya da bir acıyı dindirmeye çalıştığımda nasıl benliğime egemen idiysem, her türlü toplumsal kuralı ve yasayı bir yana bırakıp kendimi rezaletin kucağına attığımda da benliğime aynı derecede egemendim.
Kusurlarımın gittikçe artmasından çok, içimdeki isteklerin egemenliği beni bu duruma düşürdü: İnsanın iki yüzlü doğasını hem ayıran, hem de birleştiren o iyilik ve kötülük dünyalarını, bende, birçoklarında olduğundan daha derin bir uçurumla birbirinden uzaklaştırdı.