"Gül, kalbini nasıl bir cesaretle açtı da tüm güzelliğini dünyaya
sundu? Çünkü o, ilâhî nurun cesaretini duydu. Öyle olmasa bizler de kalırdık korku içinde."
Hâfız-ı Şirâzî (14. yüzyıl İranlı şair)
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Allah, verdiği emanetleri nasıl sergilediğimizi ve onlarla ne yaptığımız bize soracak. Aklımızı, toplumun yararına mı yoksa zararına mı kullandığımızı, ellerimizi barışı getirmek için mi yoksa savaşı kışkırtmak için mi kullandığımızı soracak. Verdiği lütufları maddeye odaklı mı kullandık yoksa bize nispetle daha az şanslı olanlara yardım etmek için mi kullandık, soracak.
Hz. Peygamber (s.a.s), "Müminin hâli
ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mümine mahsustur. Başına güzel bir iş geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı geldiğinde sabreder; bu da onun için hayır olur." buyurmuştur
Sevginin, yokluk yerine varlığın sebebi olduğunu asla unutmamalıyız, çünkü bizler, Allah'ın sevgisi tarafından ve onu âlemde izhar etmek için yaratıldık. Allah, “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 56) âyetinde bu sevgiden söz eder. İlâhî ibâdet, özünde sevginin en üst durağıdır, zîra bir şeyi sevmeden ona tapmak mümkün değildir. Ancak sevginin var olması için özgür irâde şarttır; sevgide zorlama olmaz; o, zorla yaratılamaz."