Yapacak fazla bir şey olmadığını anladıkça bir rahatlık geliyordu insana; artık insanlığın öldüğünü değil, henüz doğmamış olduğunu düşünmeye başlıyordunuz. Belki de henüz kimsenin tanımadığı bir anneden, bilinmeyen bir gelecekte doğacaktı gerçek insanlık. Tarih kitaplarında şimdiki halimizden acıyarak bahsedeceklerdi.
“Toprağın altında bir zamanlar gülen, üzülen, yiyip içen, hayalleri ve ümitleri olan insanlar yatıyordu şimdi. Kadın, erkek, yaşlı, genç, çocuk… Kimseyi ayrı görmüyordu toprak. Zaten insan geldiği yere dönermiş.”