A Doll's House
Bernard Shaw "İbsenciligin Özü" eserinde idealist papağanlar ve akılcı papağanlar örneğini verir. Papağan bu içerik altında 'kadın olmak' olarak adlandırılabilir. İdealist papağanlar başkasının mutluluğu için kafeslerinde hoş sesler çıkarırken akılcı papağanlar kedilere yem olmaktan kaçınıp özgürlük arayışına girer. Shaw, kadın gibi kadın kavramını şu şekilde tanımlar; kadın iyi bir eş ve anne rollerinden sıyrılmış olursa ancak o zaman kendi kimliğini bulur. İbsen'nin bu eserinde de Nora karakteri "kadın gibi kadın" olmanın en ünlü ve en önemli örneklerinden biridir. Eserin başında Nora, aile idealine uymaya çalışan ve görev bilinciyle kendi dışında herkese yaranmaya çalışan bir kadındır. Nora'nın kendini bulması ancak kocasını ve çocuklarını terk etmesiyle gerçekleşir. Çünkü artık ideal eş ve anne değildir, kadın gibi kadın olmuştur. Shaw'ın ne kadar feminizm kavramıyla tartışmalı bir geçmişi de olsa , eserlerinde bu elementleri görmezden gelmek imkansızdır. İbsen ve Shaw ne kadar 'feminizm" adı altında eser vermeseler de, bu akıma kattıkları görüşler göz ardı edilemez. Sonuçta kadın ataerkil toplumun hegemonyasından ancak 'toplumsal rollerini' redderek kurtulur. Türkçe'ye "Bir Bebek Evi" olarak çevrilen bu eser, bütün kadınlara yeni bir bakış açısı katar ve sosyal kimliklerin sorgulanmasını sağlar.
"The last I saw of Count Dracula was his kissing his hand to me; with a red light of triumph in his eyes, and with a smile that Judas in hell might be proud of."
"Kont Dracula’ya dair gördüğüm son şey, gözlerinde zaferin kızıl ışığı ve cehennemdeki Yahuda’nın bile gurur duyabileceği bir gülümsemeyle beni eliyle selamlamasıydı."
"Once again...welcome to my house. Come freely. Go safely; and leave something of the happiness you bring."
"Evime bir kez daha... hoş geldiniz. Özgürce gelin. Safa ile gidin; ve gelirken getirdiğiniz mutluluğun bir kısmını burada bırakın."