Kitap ilk başta adıyla dikkat çekiyor. Winterson'ın postmodern bakış açısıyla yeniden yazdığı Frankenstein romanını bambaşka şekilde okuyorsunuz. Günümüzdeki yapay zeka ve robotlarla
Raymond Federman "surfiction" olarak adlandırdığı bu eser; kendisinin kurgu olduğunun farkındadır. "Metafiction" kavramı eserin kendinin farkında olma ve bunu okuyucuya yansıtma durumudur. Bu eser de buna harika bir örnektir. Amaç ortaya bir hikaye koymak değil de eserin yazılma sürecini göstermektir. Karşınıza alışılmadık imla kuralları, geleneksel olmayan paragraf yapıları çıkabilir.Özellikle 'digression' dediğimiz eserin gidişatını bozarak veya bölerek okuyucuyla konuşma durumuna maruz kalırsınız.Metin, okuyucuyla konuşur, fikrini sorar ve özellikle "geleneksel okuyucuyu" eleştirir. Federman, postmodern çalışmaların sadece içerik olarak değil aynı zamanda form olarak da yapılması gerektiğini savunur. Bu yüzden de eser form alanında alışagelmedik yapısıyla dikkat çeker. Metin, karakterlere isim verir ama bunların sadece kağıt üstünde olduğunun da altını çizer. Sarah ve Sarah'ın kuzeni tamamen kurgudur, isimleri daha sonra silinebilir. Bu eser kesinlikle okuyucuya çok farklı ve keyifli bir deneyim yaşatır. Kitabın sonunda tamamlanmış bir hikaye bulamazsınız ama edebi yönden yapılan devrimsel yeniliklere tanık olabilirsiniz. Son zamanlarda okuduğum en ilginç ve yenilikçi sayılan eserlerden biri.
A Doll's House
Bernard Shaw "İbsenciligin Özü" eserinde idealist papağanlar ve akılcı papağanlar örneğini verir. Papağan bu içerik altında 'kadın olmak' olarak adlandırılabilir. İdealist papağanlar başkasının mutluluğu için kafeslerinde hoş sesler çıkarırken akılcı papağanlar kedilere yem olmaktan kaçınıp özgürlük arayışına girer. Shaw, kadın gibi kadın kavramını şu şekilde tanımlar; kadın iyi bir eş ve anne rollerinden sıyrılmış olursa ancak o zaman kendi kimliğini bulur. İbsen'nin bu eserinde de Nora karakteri "kadın gibi kadın" olmanın en ünlü ve en önemli örneklerinden biridir. Eserin başında Nora, aile idealine uymaya çalışan ve görev bilinciyle kendi dışında herkese yaranmaya çalışan bir kadındır. Nora'nın kendini bulması ancak kocasını ve çocuklarını terk etmesiyle gerçekleşir. Çünkü artık ideal eş ve anne değildir, kadın gibi kadın olmuştur. Shaw'ın ne kadar feminizm kavramıyla tartışmalı bir geçmişi de olsa , eserlerinde bu elementleri görmezden gelmek imkansızdır. İbsen ve Shaw ne kadar 'feminizm" adı altında eser vermeseler de, bu akıma kattıkları görüşler göz ardı edilemez. Sonuçta kadın ataerkil toplumun hegemonyasından ancak 'toplumsal rollerini' redderek kurtulur. Türkçe'ye "Bir Bebek Evi" olarak çevrilen bu eser, bütün kadınlara yeni bir bakış açısı katar ve sosyal kimliklerin sorgulanmasını sağlar.