Kapıyı gecenin, yaşamının bir bölümünün üzerine kapatıp JP'nin yanına gitti. Onu şöminenin yanında ayakta, gözünü ateşe dilemiş, derin derin düşünür buldu.
Albert gittikten sonra, JP, uzunca bir süre masada oturdu.
Hiçbir şey görmeksizin sokağı seyretti. Bütün bunlar, heba edilen tüm bu enerjiler, içinde yaşadıkları toplumun şu ya da bu şekilde yol açtığı yıkımlar sonucu bozulan hayatlar ne işe yarayabilirdi ki?
JP, ilgisini kızın üzerinde topluyor. Genç olmasına gençti, ama yüzünde belirgin bir biçimde sıkıntının izleri vardı, dudaklarında hüsrana uğramış, acı somurtma ifadesi görülüyordu ve makyajının altında derisinin çoktan yaşlandığı fark ediliyordu.
"Yapılması gereken tek şey yaşamak ve iyi yaşamak" diyor JP.
"Gerisi bizim işimiz değil, hem ne olursa olsun hiçbir şey değişmiyor." Bir an düşünüyor, ısıtılmış kahveyi yudumluyor.
"Onda olmayıp bende olan tek şey bu ve gıda zehirlenmesi onu Brian'dan uzaklaştıracak."
"Peki onun önünde nasıl kusmayı düşünüyorsun?" JP sordu.
Mutfağa bir göz attım. "Hiç çiğ tavuk var mı?"