''...Aşk! Eşref-i mahlukata has bir eda. Aşk! Ruh-u beşerde inleyen bir seda. En çok da tatlı bir bela. Yani aşk, sevgilinin bal gözlerine kattığı ve âşığın ilk bakışta tattığı o leziz zehirdir. Ta ki o andan beri yüreğine akan kezzaptan bir nehirdir. Yakan, acıtan, kavuran, sol yanında hep sızlayan. Ama aşk öyle bir yaman çelişkidir ki; bunu anlamak da mümkün değildir. Tüm yakıcılığına rağmen âşık tiryakisi olur bu duygunun. Ateşe doğru kanat çırpıp; nihayetinde kanatlarını o ateşte kavuran bir pervane olur aşk ile her nefs-i beşer. Evet doğru aşk yanmaktır. Lakin yandığına da hiç aldırmamaktır!..''
'Ne her yürekteki aşktır; ne de her seven aşık. Aşk cesur insanların harcıdır. Evlilikle aşkını öldü bilenler ise, beyhude üzülmesinler. Zaten hiç aşık olmamışlar. Bunun için yüreğine gam yükleyen, ey girye-nisar! Aşkın nihayetine olmaz bahane. Aşk çıkacağı kapıdan içeri girmez. Ve girdiği kapıdan da kaçıp gitmez. Aşk ile aşık cism-ü can’dır. Aşık beden, aşk ruhtur. Kara toprağa girse bile beden; ölen ruh yoktur!...'
''Ben,
Bir damla yaş gibi her düştüğünde gözlerimden
Ekmek mübarekliğiyle üç defa öpüp de
Yüreğimin en yüksek yerine koyarken seni
Sen,
Tüm nikotini tüketilip atılmış bir izmaritmişim gibi
Basıp geçtin üstüme!..''
''Alfabemdeki bütün Ayın, Şın ve Kaf’ları alıp
Lugatıma yeni bir kelime ekliyorsun
Yalnızlığa uyak
Ölüme ramak bir sözcük
Adı ayrılık olan o taşınmaz yük...''