“Örneğin biz,” diyordu, “niçin tanıdık birbirimizi? Bunu hangi rastlantı istedi? Uzaklıklar içinde, birbirleriyle birleşmek için akan iki ırmak gibi, özel eğilimlerimiz bizi birbirimize doğru ittiler de ondan.”
“Bir gün çıkar karşımıza,” diyordu Radolophe, “bir gün, birdenbire, tam umudumuzu kestiğimiz sırada. O zaman ufuklar aralanır; ‘İşte!’ diye haykıran bir ses gibidir. Bir kimseye , yaşamınızın sırlarını dökmek, ona her şeyi vermek, onun için her şeyi feda etmek gereksinimini duyarsınız! İçinizdekileri anlatmazsanız birbirinize, anlatmadan seziverirsiniz. Düşlerde görüşmüşsünüzdür (Emma’ya bakıyordu). Kısacası şuracıktadır, o kadar aranmış olan hazine şuracıkta, önünüzdedir; parlar, kıvılcımlar saçar. Gene de hala kuşku duyar insan , inanmaktan çekinir; gözleri kamaşıp kalır, karanlıklardan ışığa çıkar gibi…”