“…yalnız olmak istiyordum, ama yalnız, işsiz Ganalı bir zencinin ricasını nasıl reddedebilirdim, üniversite kahvesi ucuz, diyor, sakin sakin otururuz, nedir ki ucuzluk, ben her türlü fiyattan nefret ederim, bir kahveyi bile ödeyemeyecek durumdaysam, ölüyorum demektir, yaşamak için param yok demektir, o zaman yaşamayayım daha iyi, hem hangi sakinlikten söz ediyor, kime anlatıyor bunu, bana, yoğun bir sakinsizlik olan bana, üniversite kahvesi en sakin olmayan yer oysa…”
“Beyaz yüksek tavanlı odada bir insan var. Zaman zaman bir şey yaşarken, olaya dışarıdan bakıp, o olayı yazmak için yaşadığım duygusuna kapılıyorum. O zaman içimden bir ses, ‘karşıdakine haksızlık ediyorsun’, diyor. ‘Olmaz öyle şey’, diyor. Olayın içine tümüyle girmeye çabalıyorum. O an da kendime haksızlık ediyormuşum gibi oluyor. Böylece kendim ve gözetimim arasında bölünüp, zamansızlığıma dalıyorum.”
“Bırak beni artık. Bu camdan çırılçıplak aşağıya atlayacağım. Sana karşı değil bu. Çocukluğuma karşı. Bu kente, bu eve, bu halılara, bu değişmeyen her şeye, bu ölmeyen herkese karşı. Yaşlı halimle ne değin mutlu olacağım genç bedenim ölü olarak bu dar sokakta yatarsa. Yarın ne olacak sanki? Sokak satıcıları bağırışacaklar. Ve bu sesleri kulağımdan uzaklaştırmaya çalışacağım. Bir uğultu olacak sokağın tüm gürültüsü. Uyumaya çalışacağım.”