Kendimden nefret etmiyorum. Kendime bayılmıyorum da. Olduğum kişiyim; olmak istediğim kişi değilim, biliyorum, olamayacağım da. Hayat böyledir çünkü. Asla olmak istediğin kişi olamazsın. Ama buna rağmen de bunun hayalini kurmaya devam edersin. "Kural bu: sen hayal edersin, başkaları yaşar." demiş Harry Styles. Haklı da. Sanırım dünyanın kanunu bu.
Çok yer gördüm, çok insanla tanıştım. Farklı farklı insanlar girdi hayatıma, çoğu da bir daha gelmemek üzere çıktı hayatımdan. Üzüldüm belki, ama sevmemeyi de öğrendim. Yenildim, güçlü kalmayı öğrendim. Sevilmedim, nefret etmeyi öğrendim. Ve bugüne geldim.
Bugünden itibaren tam 14 yıldır dünya, üzerinde bir Amanda barındırarak dönüyor. Zilyonda bir zerreciğim sadece. Belki de bu, benim yaşamamı sağlayan şey. Çoğu şeyden acizim. Dışardan göründüğüm gibi değilim. Dışardan birisi bana baktığında 14 yaşındaki bir genç kız görüyor sadece. Ama ben 3 yaşındaki bir kız çocuğuyum hâlâ. Hâlâ hayata tozpembe bakıyorum, hâlâ bazı acı verici gerçekleri anlayamıyorum, hâlâ hayatın nasıl bir şey olduğunu çözemiyorum. Çözmek de istemiyorum; çünkü eğer çözersem, yaşamanın anlamı kalmayacağını biliyorum.
İşte bu yüzden, olduğum kişiye saygı duyuyorum. Ondan nefret etsem de, onu çok sevsem de; onun değişmeyeceğini biliyorum. Bazen kendimden ciddi anlamda çok nefret ediyorum; bazen kendime hayran oluyorum; ama yine aynı kişi kalmaya devam ediyorum. İçimde birsürü kendim var ve, onların hepsi birbirinden farklı. Hepsi farklı düşünüyor, olayları farklı yorumluyor, farklı şeyleri seviyor. Bense sadece onları çevreleyen bir duvarım.
Herkesin ruhu bir melodiden ibarettir. Herkesin melodisi birbirinden farklıdır. Ve herkesin ruhunda bir çocuk yaşar. O melodiyi mırıldanır durur. Orada hep bekler, bekler, ve bekler. Fark edilmek ister.
Ben fark