‘insanların, rehber kitapçıklarında her tablonun tarihini, açıklamasını aramalarını anlayamıyordum, bunlar kendi yaşamlarıyla ilgisi olmayan şeylerdi. sanat yapıtlarının benim için sadece tutku bakımından değeri vardı.’
‘ey tahtı ışıl ışıl ölümsüz aphrodite
ulu zeus’un düzenci kızı
yalvarırım yüreğimi acılarla dağlama!
yardımıma gel yine hani eskiden sesimi duyunca
nasıl çıkıp babanın sarayından kanat çırpan kuşların
çektiği yıldız arabana biner;
yeryüzüne inerdin bulutsuz mavilikten;
ölümsüz dudağında o aydınlık gülüşle sorardın,
yine neyin var? derdin, nedir gönlünü çelen
tılsımımla kimi baştan çıkarıp yollamam gerekiyor koynuna?
söyle, sappho, kim seni üzen?
kaçıyorsa, kaçsın, bırak, yakında o senin ardına düşecek,
bugün almıyorsa verdiklerini, yarın o sana armağanlar verecek
seni sevmiyorsa, istemese de er geç sevecek
geleceğin varsa şimdi gel, kurtar beni
kuşkudan ne diliyorsa gönlüm yerine getir
sen de katıl benimle savaşa’
‘insan sona gelmiş olduğunu kabul etmeli: başka hiçbir yerde değil burda olduğunu, başka bir şeyi değil bunu yaptığını, asla ya da daima değil şimdi yapmakta olduğunu (...) sadece bu yaşama sahip olduğunu bilmeli.’