André Gorz’un Son Mektup (Lettre à D.: Histoire d’un amour) adlı eseri, yalnızca bir aşk mektubu değil; zaman, yaşlanma, ölüm ve bağlılık üzerine felsefi bir iç döküş olarak okunmalıdır. Gorz’un eşi Dorine’e yazdığı bu kısa ama yoğun metin, bir ömrü paylaşmış iki insanın sessiz sadakatine tanıklıktır. Yazar, elli sekiz yıllık bir beraberliğin ardından kaleme aldığı bu mektupta, hem bir teşekkür hem bir vedayı, hem bir hesaplaşmayı hem de derin bir kabullenişi dile getirir. Eserin ilk cümlesi bile bu tonun tamamını taşır: “Yakında seksen iki yaşında olacaksın. Boyun altı santim kısaldı, olsa olsa kırk beş kilosun ve hâlâ güzel, çekici, arzu uyandırıcısın.” Bu ifade, yaşlanmanın yıkıcılığı karşısında sevginin zamana meydan okuyan gücünü gösterir.
Gorz, modern dünyanın hızla tükettiği duyguların aksine, aşkı bir süreç, bir emek, hatta bir direniş biçimi olarak sunar. Dorine ile yaşadıkları yalnızca bir romantik birliktelik değildir; aynı zamanda entelektüel, politik ve insani bir ortaklıktır. Onların aşkı, “birlikte düşünmenin” ve “birlikte yaşlanmanın” mümkün olduğunu kanıtlayan bir yoldaşlıktır. Gorz, eşiyle kurduğu bu derin bağın arkasındaki duygusal emeği anlatırken, duygusallığa düşmeden, ama bir o kadar da içten bir tonda yazar. Aşkı idealleştirmez; onun eksiklikleriyle, hastalıkla, zamanla, sessizlikle nasıl evrildiğini anlatır. Çünkü bu metinde aşk, bir duygudan çok bir varoluş biçimidir — kişinin benliğini diğerine açma, kendini onda tanıma ve sonunda onunla birlikte yok olmayı seçme hali.
Eserin merkezinde yaşlanma ve ölümün kaçınılmazlığı vardır. Dorine’in hastalığı, bedenin kaçınılmaz çöküşü ve bu süreçte Gorz’un çaresizlikle, sevgiyle ve kabulle kurduğu denge, metni sarsıcı kılar. “Seninle yaşamak kadar, sensiz kalmamak da bir tercihti,” der gibidir Gorz.