Türkiye bu noktaya sosyalist bir ekonomi ile gelmedi; yü- rürlükte olan planlar, özel sektörü ortadan kaldırıcı, kısıtlayıcı nitelikte değildi. Düzen, bütün özellikleri ile "kapitalist" dü- zendi. Bu nokta, 1950'lerden bu yana uygulanan ve "küçük Amerika" özlemleri ile başlayan, "Her mahallede bir milyoner yetiştireceğiz" sloganları ile yurttaşın beynini yıkayan liberal düzenin geldiği noktadır.
Kendi dışında yabancı olduğu herkese duyduğu tahammülsüzlüktü mesele. Düşman üretmek bu adamın varlık sebebi olmuştu. Baktığı her yerde düşman görüyordu.
Aslında, iyi kurgulanmış vahşiliği öte- leyip ölü bir kenti diriltmeye çalışan, amansız işçiler gibi son- suz gayretle hareket eden ama asla umursamayan, ruhları çekil- miş ve makineye dönüşmüş birer insan olduklarını yüzlerindeki gülümseme inkâr ediyordu.
Sanki ruhumdan bir şeyler eksiliyor gibiydi. Orada bilinmeyenin peşinde koşarken bana bilmediğim bir şey- ler olmuş, iyi ile kötü arasındaki sınır kaybolmuş gibiydi. İnsan hiç ummadığı anda sınırı aşabiliyor, iyiler kötü olabiliyordu. An- cak eve döndüğümde, dünya genişliyor, hatıralar ağırlaşıyor, ke- limeler sessizleşiyor, sanki sessizlik konuşmaya başlıyor ve bir parçalanmışlık hissi gelip içime oturuyordu.
Birkaç kez arkadaşlarım ziyaretime geldi, çay eşliğinde laf- ladık. Siyasetten ve edebiyattan medet umduk. Hiçbir yere var- mayan bu muhabbetlerin huzurlu bir yanı da vardı.