...
Ertesi günü sabah namazına cemaat toplanmış müftü de orada...
İmam namazı kıldırmış. Camiden çıkacakları sırada müftü ayağa kalkmış;
Cemaat biraz durun! Ben bu gece Hasan ustayı Resûlü Ekrem'in önünde diz çökmüş Resûl'ün onunla konuştuğunu gördüm, ve sarsıldım! Yıkayıp namazını kılmadığınız bu iş bir hata olsa gerek!” dediği sırada,
imam ve cemaat irkilerek müftü efendi hepimiz aynı rüyayı gördük demişler.
Hepsi birden kalkıp Emine hatunun evine gitmişler. Hasan ustanın cenazesini ne yaptığını sormuşlar...
“Ben gömecektim, çoban Osman bu kadın işi değildir diye aldı götürdü gömdü şu ormanın yamacına!” dedi...
Emine hatun göz yaşlarıyla:
“Müftü efendi Hasan, kırk senedir kocamdır. Namazını daima evde kılardı. Niçin camiye gitmediğini bilemiyorum?” dedi...
Cemaat hep birlikte Çoban Osman'ın kulübesine gittiler.
Çoban Osman da yoldan geçen bir zavallıya toprak kabın içinde süt ekmek koymuş onunla yiyiyordu.
Çoban Osman ayağa fırladı:
“Hayrola imam efendi!” dedi.
“Hasan ustayı sen mi gömdün?” “Evet imam efendi!”
“Nereye?”
“ormanın yamacına...” “Yıkadın mı?”
“Ben bu işi bilmem. Çuvalla beraber, çukur açtım oraya koydum. Toprakla örttüm üstünü...”
Müftü efendi söze karıştı:
“Osman ağa, üstüne bir şey okudun mu?”
“Müftü efendi, ben bir şey bilmem ki okuyum!..”
“Ne söyledin?”
“Müftü efendi, yalnız gömdüm. İşte okadar!..”
Müftü, imam, cemaat zorladılar çoban Osman'ı... “Muhakkak bir şey okudun, söyledin!” dediler...
“Hayır efendim bir şey bilmem ki söyleyim!..”
Tekrar tehdit edecek sûrette zorladılar çoban
Osman'ı... Gözleri doldu çoban Osman'ın:
“Haaa! şunu söyledim efendim dua değil bu amma, “Yâ Rabbi! Bu benim küçücek kulübeme yolda kalanlar uğrar, onlara süt veririm! Varsa yumurta, ekmek veririm! Bir gece de misafir ederim! Ertesi günü uğurlarım onları, hiç bir şey
-Bu fazla bir ceza değil mi?
-Hımm, Allah kuluna zulmetmez.Bela verdiğinde hak ettiğinin en küçüğünü, nimet verdiğinde de hak ettiğinin en büyüğünü,
hatta hak etmediği kadarını verebilir.